19 Aralık 2014 Cuma

Bebe Günlüğü

Merhabalar;

Bu aralar güne uyanmak benim için oldukça zor oluyor. Malum evde ufak bir bebeğiniz varsa bazı şeylere hasretsiniz. Bunların başında da uyku geliyor. Aslında genel olarak geceleri uyuyan bir oğlum var fakat tabiki ve doğal olarak gecede birkaç kez beslenmek için kalkıyor. Sanırım uykusuzluk hissini bu uyanıp tekrar uyuma evreleri veriyor.

Dün akşam eşim yatağa uzandı ve dedi ki evladım olduğunu yatağa uzanıp beşikten ses gelmediği zaman anlıyorum :)  Bende ama çok güzel bir duygu değil mi herşeye rağmen dedim. :) Bu aralar birbirimizle ilgilenemiyoruz. Hatta kendimizle bile ilgilenemiyoruz. Evde sürekli bir rutin içindeyiz sessiz bir görev paylaşımımız var. İkimizinde bolca eklem ağrıları var özellikle kol bilekleri, ayaklar, sırt ve belde :) kucak seven bir oğlum var sadece insan kokusuyla uykuya dalan :) Ne emzik ne de beşikte sallanmak sadece kucakta hafif bir hareket yada en sevdiği yer anne memesinde emerken güzel bir uykuya dalış :)  Sevgili eşim oğlumuzu kıskanıyor. Beni ondan çalmış :) Tabi ki bir süreliğine :) Fakat o süre biraz uzayacak sanırım :)

Kız çocuğu da büyüttüm, fakat erkeklerin memeye olan düşkünlükleri sanırım genetik yapıdan :) Erkek çocuk memeden ayrılmak istemiyor. Freud haklı sanırım :) Oedipus  kompleksi hakkında adam yıllar evvel keşfetmiş.

2. ayımıza girdik. İlk ay fena geçmedi. Çok gazı olan bir bebek değil fakat yinede akşam saatlerinde bir huysuzluk yapıyor. O saatler biraz zor geçse de bebek işte olacak diye kendimizi sakinleştiriyoruz. Tabana kollara kuvvet diyerek evi arşınlıyoruz ne yapalım.

Artık beni tanıyor. :) Babasının kucağında iken ben gelip konuşmaya başlayınca heyecanlanıyor hareketleniyor sesler çıkarmaya başlıyor. Babamız alınıyor tabi ama yapacak bir şey yok. Süt bende :) güç bende :)

İlk kez babası ile iletişime geçip ona sesler çıkarıp güldüğünde Ali eridi gözlerimle gördüm. Katı halden sıvı hale geçti. Yüzün deki o sırıtışı gözlerinin içindeki o gülüşü göstersem kendi bile inanmazdı.

Hergün bir yenilik hergün bir yeni macera ile uyanıyoruz güne büyüdüğünü görüyoruz. Ki dr a gittiğimiz de 6200 kg olmuş kollarımız kopuyor taşırken :) 2. ayda aşılarımızı da olduk. Geçen gün 4 tane aşı oldu ilk defa göz yaşı ile ağladı yavrum içim parçalansa da yapılacak bir şey yok. Karma aşı BCG Verem ve birde Rotavirüsü aşısı olduk. Rota aşısını malesef devlet karşılamıyor. 140 TL lik bir aşı 2 doz dan oluşuyor. 2. ve 4. aylar da yapılıyor. Bir Türkiye gerçeği ile de karşılaşıyoruz böylelikle tüm aşılarımız sağlık ocağında yapılıyor. Ebe hemşireler çok bilgili çok ilgili tahminim den iyi bir sağlık ocağımız var. Fakat şu devletin karşılamadığı ilaçlar ve aşılar konusuna gıcığım. Allah'ıma çok şükür ki biz o aşıyı alabilecek durumdayız. Ya alamayacak olanlar her adım atışımda aklıma onlar geliyor. Geçen rutin kontrol için dr a gittik. Bir gaz ilacı tavsiye etti. Nurse Harvey ve dediki bazı kişiler bu ilacı alamıyor. Devletin verdikleri de pek etkili olmuyor. İlaç 20 TL. Evet ne yazık ki benim 3 çocuk doğurmaya teşvik edilen insanım çocuğunun gaz sancısı için iyi bir bitkisel ilacı alabilecek parası yok. Yazık gerçekten çok üzülüyorum. bir yanda da ben böyle bir durumda kalsam ne yapardım diyorum. Sanırım çocuk sahibi olmazdım a çıkıyor sonuç. Ona layıkıyla bakamayacaksam eğer çocuk sahibi olmazdım. Acı ama gerçek. Umarım güzel ülkem düzelir bunları da aşar eşit insanlar olarak yaşarız bu topraklarda.

Gelelim bana bütün günüm oğluşumla geçiyor. Çoğu zaman mutluyum. Bazen kendimi çok yalnız ve çaresiz hissediyorum. Özellikle de çok yorulduğum zamanlarda ayaklarım kollarım sızladığında, yemek yiyemediği, pişiremediğim akşam eşimi beklediğim zamanlar da keşke yanımda ailem annem veya bir kız kardeşim olsaydı diye geçiriyorum. Bazen sinirleniyorum bazen ağlayasım geliyor. Kalabalık aileleri gördükçe de imreniyorum. Neden benim kimse yok diye. Eşim elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyor  ama sonuçta gündüzleri çalışmak zorunda her an yanımız da olamaz birinin de para kazanması lazım. Bazen sinirlerim yıpranıyor fakat sonra mecbur toparlanıyorum.

Malum okulum da devam ediyor. Ödevlerim vardı yapılacak. Selim Emre her uyuduğunda elime pc yi  önüme kitaplarımı alıp hazırlamaya çalışıyorum. Bazen umutsuzluk oluyor tabi yetişmeyecek diye fakat şimdilik bir şekilde hallediyorum. Bende hiç birşeyden eksik kalmadan çocuk büyütmek istiyorum. Biliyorum çok şey istiyorum.

Bir çok zorluğa rağmen zaman su gibi akıp gidiyor. Günler nasıl geçiyor anlamıyorum. Bir an önce yaz gelsin istiyorum :) Kilo vermek istiyorum. Yeni yıl geliyor.  Sevdiklerime hediyeler almak istiyorum. Özlediğim çok insan var. Arkadaşlarımı özledim. Bir miktar İstanbul'u özledim. Boğaz daki martıları ve deniz kokusunu. Burada da deniz var ama Boğaz gibi kokmuyor ne bileyim. Öyle işte.

Bebek uyandı ben kaçar.....

Yorgun, uykusuz ama mutlu anne :)

Sevgiler








8 Aralık 2014 Pazartesi

Doğum Hikayem

Merhaba

Uzun ve zorunlu bir ara dan sonra tekrar yazabilmek güzel. Bildiğiniz gibi hamileydim ve mutlu sona 17 Ekim de ulaştık. Sağlıkla oğlumu kucağıma aldım. Tabiki 50 günüdür hayatın akışı değişti. Kah çok mutlu anlarımız oluyor kah uykusuz gecelerimiz. Toplamına baktığımda mutlu ve huzurluyuz. Unuttuğum bebek kokusunu hatırlamak iyi geldi. Kızım artık kocaman 10 yaşında ergenliğe aday. Bu nedenle evde maymunluk yapacak başka küçük bir varlığın olması çok eğlenceli.

Gelelim doğum hikayeme;

Mersin de bir özel hastanede gerçekleştirdim doğumumu. İkinci doğumum olmasına rağmen sanki bu sefer daha endişeli ve heyecanlıydım. Hastaneye güvenmiyordum. Tek tutunacak dalım doktorumdu ki kendisinden çok memnunum.

Sabah 7,30 da hastanedeydik. Doğumum 8 de başlayacaktı. Hastaneye gittik ve o saatte mesai başlamamış olduğundan herkes uykulu ve nöbetçi :) kapıdan girer giremez beni doğumhaneye almak istediler. Odamı görmek istiyorum dedim doğumhaneye gitmeden kaçtık. Odaların olduğu kata geldiğimizde aaa boş oda varmı ki diyen bir kat görevlisi ile karşılaşıp ilk moral bozukluğunu yaşadık. Nasıl oda olamaz doktorum ayırtmıştı. Anahtarlar çıkarıldı tek tek odalara bakıldı. Hee bir tane oda var dediler. Gece çok yoğunmuş bir sürü normal doğum gelmiş odalar dolmuş. Kabusa bak. Sonra beni üzerim deki elbiseler ile doğumhaneye indirdiler. Ben prenses İstanbul daki hastanelerden alışmış diyorum ki ameliyat önlüğümü oda da giymeyecekmiyim? odada hazırlanmayacakmıyım derken elime bir önlük tutuşturup beni normal doğumların yapıldıgı bir odaya soktular soyun bunu giy dediler. Ben şok yüzüm bembeyaz ve asık hemşirenin biri geldi bir şey mi oldu dedi. Daha ne olsun dedim elimde kıyafetlerim üzerimde kıcı açık önlük doğum odasında ayakta bekliyorum ve sonumu merak ediyorum. Sonra başka bir hemşire geldi koluma serum taktı. Hoppp başka bir odaya aldı. Girdiğim odada normal doğum yapmaya çalışsan bir kadın kıvranıyor bağırıyor bende yatağın kenarına iliştim şaşkın gözlerle izliyorum. benim arkadamdan aynı odaya 4 tane daha sezeryana girecek hamile getirdiler. Bildiğin koğuştayız. Kimse bir açıklama yapmıyor kapı açılıyor içeriye elinde serum bağlı kadınlar geliyor. Diğer tarafta ilk kadın sancı çekip bağırıp dua ediyor. Bu kafayla ameliyata gireceğim ben. Dışarıda Ali,Annem Buse Atilla ve Melek bekliyorlar. Otomatik kapı bir açılıyor ben onlara eşyalarımı veriyorum ve imdat diyen gözlerle bakıyorum ama onlar içeriyi görmediler birşey anlamıyorlar.

Oda da oturuken hemşireler gelip ahiret soruları soruyor bize kan grubun hastalıkların ameliyat riskleri aneztezi şekilleri  bu arada diğerlerini dinlerken dehşete düşüyorum. benimle beraber sezeryan olacak diğer kadınların hiç biri kan gruplarını bilmiyor. Gencecik kızlar ayrıca her ay kontrole gelmişler ama kan gruplarını bilmiyorlar. Tabi onlar için ayrı bir hengame başlıyor ayrıca hemşireden de zılgıtı yiyorlar insan bilmez mi kan grubunu ameliyata gireceksiniz diye :) Kadin bence haklı.

Sonra içeri bir kız giriyor ve bana anezteziniz nasıl olsun diye soruyor. Ben artık orada kopuyorum ve mümkünse bol alkollu olsun yoksa çıldırmak üzererim diye aklımdan geçirirken kıza sinirle püskürüyorum bana bunu niye soruyorsun git doktoruma sor. Bana gelmiş  aneztezi şekilleri hakkında brif veriyor. Bu kızı da savuşturduktan sonra akli dengemi yavas yavas  kaybediyorum ve gülmeye başlıyorum. yanımdaki diğer kızcağızlar bana deli gözüyle bakıyor. Biri cesaret edip neden gülüyorsun diye soruyor ve sinirlerim bozuldu diyorum. Siz bana bakmayın.....

Sonunda bir hemşire geliyor ve ameliyathaneye götürürken yakınlarınızı görmek istemisiniz diye soruyor ve ben evett diye atılıyorum kapı açılıyor herkes orada ama ben hiç iyi durumda değilim gözlerim dolmuş sinirden ağlamak üzereyim bilinmeze doğru gidiyorum gözlerimde imdat çığlıkları var konuşamıyorum.

Ameliyathaneye daha önce yürüyerek girmemiştim. Heryeri gördüm. İçerisi fabrika gibi kalabalık bir sürü alet soğuk. Beni bir masaya oturtuyorlar. Doktorum geliyor. Güvenli alandayım artık ama oda bir terslik var farkediyor. Gerginim diyorum buraya gelene kadar yay gibi gerildim. Aneztezi dr um süper bir adammış. Spinal epidural yapıyor bana ve ben hiç birşey hissetmiyorum. Omiriliğimin arasında verilen ilaçla ayaklarım uyusuyor fakat ilacı verene kadar ne işlem yaptığını hiç hissetmedim. Canım yanmadı sanki adam dokunmadı bile. Ardından operasyon başlıyor. Dr un kesme anını hatırlıyorum. Dr una ben hissediyorum diyorum oda şuan kestim çekiştirmeleri hissediyorsun şuan uyuşuksun acı hissedemezsin diyor. Ama ben ısrarla acımıyor ama hissettiğim şeyler hoşuma gitmiyor diyorum. bunlar kaç saniye sürdü bilmiyorum sakinleştirici veriliyor bana ve uyuyorum. Doğum anını göremedim. Ama umrum da değil uyku iyi geldi. :)

Ameliyathanede uyandım. Bebek çocuk doktorun da geliyor dediler ve ben ameliyathaneden çıktım. Hiç bir ağrım sızım yok. Keyfim yerinde.

Odaya geldik. Arkamdan oğlum geldi. Hemşire ilk babasının kucağına verdi. Ali de bir panik vermeyin vermeyin tutamam dediysede hemşire hop dedi koydu kucağına :) Buse de bana ver bana ver diye hemşireyi taciz etsede cahil cesareti işte :) Babası direk bana verdi oğlumuzu ve oğlum yüzyıllardır açmış gibi memeye saldırdı. :) Hemşireler bile şaşırdı nasıl bu kadar çabuk memeyi alabildi diye :) Survivor oğlum benim :)

Herkesin anlattığı gibi spinal epidural de ben hiç bir sıkıntı yaşamadım. Gün boyu belime bağlı olan bir kataterden ağrım oldukça ilaç enjekte ettiler. Ağrı sızı yaşamadım. Odaya çıktığımda ayaklarımı oynatabiliyordum. Baş ağrısı bebl ağrısı kusma hiç birşey olmadı. Sadece ilk ayağa kalkarkan zorlandım ve ağrım oldu ama o kadarı da normal di zaten. 1 gece hastanede kaldık ertesi sabah taburcu olduk.

Mersin de büyükşehir sözde ama İstanbul şehir değil ülke gibi. Orada yaşayıp buralara geldiğinde kendini taşrada hissediyorsun. Doğum gününün başlangıcı garip olsada ki bunu sadece ben yadırgadım. İstanbul da özel hastanelerde böyle olmadığı için gerisi şükür ki iyi geldi. Sağlık bir şekilde evimize çıktık. Bu tip yörelerde anladım ki doktor ve ekibi çok önemli gerisine aldırmayacaksın. :)

Doğum hikayem şimdilik bu kadar bebekli günler nasıl geçiyor onu da diğer yazılarımda paylaşacağım.

Sevgiler.



26 Eylül 2014 Cuma

Kardeş Türküler ve Sezen Aksu Konseri


Merhaba

1 Ay önceden reklamları yapılmaya başladı. 24 Eylül de Sezen Aksu ve Kardeş Türküler Mersin de konser verecekler. Bende bir Sezen hayranı olduğum için buraya ne zaman gelse gitmek istiyorum. Hele ki geçenlerde çok üzüldüğüm bir haber okudum. Sezen 2015 de müziği bırakacak diye. 40. yılı imiş ve 40 yıldır ben kendimi dinlemekten sıkıldım, dinleyicide sıkılmıştır artık diye röportaj vermiş. Bir yandan haklı yoruldu yaşlandı dinlenmek istiyor diye düşünüyor insan herkes emekli olup kafasını dinlemeli. Ama bir yandan da Sezen yeri doldurulamayacak bir sanatçı bence.. Sevmeyenide vardır muhtemelen ama ben çok seviyorum. Her şarkısını bilir her canım sıkıldığında dinlerim. Artık yeni şarkı yapmayacak olması yada konser vermeyecek olması benim için çok üzücü.....

Sonuçta eşimin ilerinin yoğunluğu ve şehir dışında olacağı için biz bilet almadık. Tabi ben hayıflanıyorum. Bir de hamileyim zaten bu benim uzun bir süre gidebileceğim son konser olacaktı.. Konserin olacağı akşam 7 de bir telefon geldi. Bir arkadaşımız konsere bilet almış. Bizi de davet ediyor. Hemen atladık geliriz diye.  O gün afişlerin önünden geçerken de bir iç geçirmişim ki sormayın hatta konser Marina da yapılacak gidip bir kafeye otursam ses elbet gelir falan gibi planlar bile geçmiş aklımdan. Başka bir şey isteseymişim olacakmış. :)

Konser harikaydı. Biz karı koca Kardeş Türküleri de çok severiz. Onlarında albümleri hep araba dadır. Hatta bir zamanlar beraber uzun yollara giderken Güney Anadolu yörelerine yollarda radio çekmediği için bol bol dinlerdik. Arapça,Kürtçe,Ermenice Türkçe şarkılar söylendi. Sezen'le de düetler yapıldı. Kulaklarımızın pası gitti. Şahane bir konserdi. Ben çok keyif aldım. Buse yi de götürdük o bile beğendi çoğu şarkıyı anlamasa ve ilk defa duyuyor olsada.


Günler çok hızlı akıp gidiyor. Ben de hamileliğim de sonlara yaklaştım. Son 3 hafta diyebiliriz. Dün yine kontrolumuz vardı. Artık her hafta kontrole gidiyoruz. Her hafta biraz daha büyümüş görüyoruz. Bizim oğlan boya gidiyor. Neredeyse Mehmet Okur'un oğlu ile yarışacak. Daha şimdi den 49 cm olmuş. Kilosu normal düzeyde bu nedenle dr manken olacak bu ince uzun dedi. :) Bizden de bir Kıvanç neden çıkmasın değil mi ama :) Şaka bir yana tabi sağlığı önemli bizim için. Sağlıkla kucağımıza alabilelim başka bir isteğimiz yok.

Tabi benim ruh halim bu aralar oldukça değişken. Sıkıldım hamile olma durumundan rahat hareket edememekten sürekli uykumun gelmesinden mide yanmalarından bel ağrılarından istediğim şeyleri giyememekten hatta hep aynı şeyleri giymekten saçlarımı boyatamamaktan vs vs..... Biliyorum geçecek hepsi fakat yinede insanın ister istemez her şeyi değişiyor. Gün geliyor aynaya bakma bile istemiyorum. Allah tan eşim çok anlayışlı ve bütün şikayetlerime olumlu bir yan bulup beni geri püskürtüyor. Ya etrafta gördüğümüz sağda solda okuduğumuz erkeklerden olsaydı yanmıştım. :) Geçenlerde kilo aldım diye şikayet ediyorum mız mız söyleniyorum. Demez mi gözlerin kilo almadı.. Ben gözlerine bakıyorum. Duygusalım ya aynı zamanda da ağlayasım geldi. Bir ruh halinden diğer ruh haline süratle geçilen döneme hamilelik bunu sağlayan şeye de hormon deniyor. Vucut kimyası ne garip.

Bunların dışında aslında çok keyifli ve dingin bir hamilelik geçiyorum. Umarım oğlumuzda böyle dingin ve huzurlu olur :) Aminnn :) Hoş bu sefer ilk tecrübe den dolayı kendimi uykusuzluğa baya bir hazırladım. Hatta bebek gece uyumaz ise kendimi eğlendirmek için neler yapacağımı bile planlamış durumdayım. Tabii ben buna hazırlandım ya kesin gerekmeyecek :) Çocuk mışıl mışıl uyuyacak :)

Başka güvendiğim bir konuda ilk çocuğum da çalışıyordum. Belli bir süre sonrada işe dönmek zorunda kaldığım için Buse nin uyku problemi başladı. Hala bile uyku ile ilgili sorunları var. Fakat Oğlum da çalışmayacağım bu nedenle anne yoksunluğundan ötürü uykusuzluk çekmeyeceğiz gibime beliyor. Bakalım yaşayıp göreceğiz. Umut fakirin ekmeğiii :)

Hazırlıklar da devam ediyor bir yandan her gün ufak tefek eksiklikler tespit ediyorum. :) Gidip alıp tamamlıyorum. 10 yıl geçince aradan unutuyormuş insan.

Bu arada yavaş da olsa hatta az da olsa kışlık hazırlıkları da tamamlamaya çalışıyorum. Turşu ve reçeller hazır. Domatesim de hazır.

Bugün de  bahçeden gelen üzümler den sirke yapmak için girişimde bulundum. Çiğdem arkadaşım sağolsun tarif verdi. Bakalım nasıl olacak :)

Haydi kalın sağlıcakla......

Sevgiler

Alev





13 Ağustos 2014 Çarşamba

Hamile Günlüğü 2


Merhaba

Artık 30. haftadayım. Miniğime kavuşmaya az bir zaman kaldı. Fakat sıcaklarla hiç aram yok bu sene sıcaklar beni canımdan bezdirdi.  Normalde bu kadar etkilenmezken hamile iken cidden bu sıcak çok ağır geliyor. Umarım bir an önce havalar serinler.

Geçen ayki dr kontrolumde şeker yüklemesi yapılmıştı. Şekerim sınırda çıktığı için diyete başladım. Beyaz ekmek yok, şeker yok, pirinç yok kısacası vucutta şekere dönüşebilecek hiç bir yiyecek yok. Bol sebze Protein ve az miktar da meyve tabi proteinle birlikte. Zor bir 10 gün geçirdim. Hamile olup diyet yapmak çok gıcık birşey. 10. güne doğru baya bir asabiyet oldu bende :) diyetten sonra yaptığım ölçümler de şekerim normal çıkmaya başladı. Gereklimiydi gereksizmiydi böyle birşey bilmiyorum. Fakat bir iyi yanı bu ayı kilo almadan tamamladım.

Geçen ay içinde 2 kez diyare oldum. Yaz aylarının handikapı sanırım. Birinde serum alarak geçirdim. Diğeri neyse ki serumsuz geçti. Dışarıda mümkün olduğunca yemek yemiyorum. Yemeklerimi yanımda taşıyorum. Benim için biraz zor oluyor ama tedbir. Tabi beni görenlerde iyiki hamile yani abarttı diye düşünüyor olabililer ama yapacak birşey yok :)

Bayram münasebetiyle son kez İstanbul'a gittik. Gitmişken de daha çok çeşit olduğu için bebişe park yatak aldık. Birkaç kıyafet aldık ve arabalara baktık. Çeşit çeşit araba var. Hatta abartmışlar diyebiliriz. 3 bin liraya bebek arabasımı olur kardeşim bu ne? Üzerine biraz daha para koyup otomobil alabiliyoruz :) Araba almadık değerlendirme aşamasındayız. :)


28. haftam da kontrolum vardı. Gittik gördük miniği. büyümüş. 1238 gr 38 cm olmuş. Dr boyu uzun olacak şuan normal haftasından 1 hafta ileride dedi. Bakalım doğunca ne olacak :) Oldukça hareketli hatta bazen o hareketler beni yoruyor. Tabi hareket etmesi çok iyi birşey miş. İyi beslendiğini ve iyi oksijen aldığını gösteriyormuş. İçim rahatladı. Eşimle kan uyuşmazlığımız olduğu için bu haftada bir iğne olmam gerekiyor. Bunun için cumartesi günü hastanenin yolunu tuttuk.

Prosedür prosedür derken sinirlerimiz gerildi. SSK liyim ve yapılan işlemlerin sonucunda bu iğneyi SSK nin ödemediğini öğrendik. Üstelik pahalı bir iğne imiş. Her fırsatta vergi ödediğimiz yıllarça çalışığ prim ödediğimiz sigorta sistemimiz bu iğneyi 2 durumda ödüyormuş. Birincisi bebeğimi kaybedersem. Ki bebeği kaybettikten sonra alsınlar o iğneyi kendilerine yapsınlar. İkincisi doğumdan sonra olur da 2. bir bebek olursa diye ilk ki ne oldu. İlk i doğarken anne de oluşabilecek hasarlara ne oldu. Bunları yaşarsan eğer bu iğnenin %80 inin karşılıyor. Bizde hizmetlerimizin ve vergilerimizin karşılığını alabiliyoruz. Onun dışında ödemiyor. Şükürler olsun ki o iğneyi yaptırabilecek gücümüz vardı. İğne 163 TL bu arada. Peki ya imkanı olmayanlar.... Onlar ülkemizde ki bir çok insan gibi kaderleri ile baş başalar. Kader der geçeriz ne olmuş. Çok sinirlendim.

Şu tvlere çıkıp bu hükümet sağlıkta şunu çözdü bu hükümet eğitimde bunu çözdü. Valla ben ne sağlıkta ne eğitimde devletin hiç bir şeyinden yararlanamıyorum. Yararlanmak içinde herhalde onlardan olmak gerekiyor.

Bu arada Buse yi de sıkı bir kampa aldım. Ağustos böceği misali bütün bir temmuz ayında yan gelip yatmış benim güzel kızım. Şimdi acısını çıkarıyoruz. Eylül e az kaldı ve bu sene zorlu bir yıl olacak. Onun için kitap okumalarına ve test çözümlerine hız verdik. Tabi Buse bu durumdan pek hoşnut değil. Fakat arkadaşlarının da aynı durumda olduğunu gördükten sonra  kabullenmek zorunda kaldı. Hiç kolay olmadı kabullenmek. Nedir bu yeni nesilin kitaplara  karşı olan bu ilgisizliği bilemiyorum.


Sevgiler
Alev

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Hamilenin Günlüğü

Merhaba

Bu sabah yataktan kalktım, Dr kontrol günü bebek artık 25 haftalık oldu. Yani 6. ayının içinde. Yataktan kalktım kalkmasına da keyfim yok. İçimden ağlamak geliyor. Ah bu hormonlar ahhh. Tartıya gittim tartılayım dedim bakalım kaç kilo oldum. 5. aya kadar hamile olduğumu kimse anlamıyordu. Hafif kilolu muamelesi görüyordum. Özellikle AVM lerde beni xray cihazında geçirmeye kalkışan güvenliklere açıklamak yapmak çok gıcıktı. Fakat bu ay kocaman bir göbeğim oldu. Tartı ya çıktım. Başladım ağlamaya fil gibi oldum çok kilo aldım. Çirkin oldu diye. Aslında geçen ay ile bu ay arasında 2 kilo almışım buda normal ama ben bunun normalliğini kendime anlayamadım. Ağlayıp duruyorum. Allah eşime sabır versin. :) oda ne oldu niye ağlıyorsun deyip duruyor. Pervane oldu adamcağız beni susturacak diye üstelik işe gidecek bir yanda da benimle uğraşıyor. Diyorum ya hormonlar insanı çok değiştiriyor. Bu aralar sulu göz oldum. geçen hafta sonu da gecenin bir vakti ben Buse yi özledim diye başladım ağlamaya saat 3 e kadar oturduk tv de film falan izledik ancak sakinleyip yorulup dalmısım uykuya :)

Öğlen dr randevumuz var gittik. Küçük beyi gördük. Artık iyice yüzü gözü şekillenmiş. Ekran da gördüğüm anda istemsiz bir şekilde ne kadar güzel bir bebek deyi verdim. Ama sanki aklımdan geçiriyordum nasıl seslendirdim bilmiyorum. Burnu dudakları o kadar güzel geldi ki gözüme meleğim ben bile kendime şaşırdım. Sonuçta ultrason.... Dr da evet güzel bir çocuk olacak dedi hatta erkek di dimi dedi yüzünde kız güzelliği var dedi :) Dur ben bi daha bakım dedi ve evet erkek baby face olacak anlaşılan dedi :) Güldük. Baya bir hatta belki de Kıvanç a benzer dedi tabi dedim bende Kıvanç ın esmeri. Bizden genetik olarak sarışın çocuk çıkma ihtimali oldukça düşük. Dr da bence de dedi. Bende eşime diyordum bizim çocuk sarı saçlı mavi gözlü olsa diye kocası o an seni boşarım demiş :) Sonra karar verdik. Çukurova da asıldan herkes beyaz tenli doğuyor fakat güneşten esmerleşiyor :) Yani tıp bilimi genetik falan hepsini bir kenara atıp güneşe bağladık :)

800 gr kilo ve 33 cm boya ulaşmış maşallahhhh. Sağlığı yerinde.

Sonra benim kontrollerime geldi sıra kilom için normal dedi dr. Tabi eşim şikayet etti beni kilo aldım diye üzülüyor diyince dr da anlattı çok kilo almadın ben kontrol ediyorum normal diye. Tansiyonumda normal çıktı. Fakat geçen hafta şeker yükleme testi yaptırmıştım. Sonucu bugün söyledi Dr. Ben bir şey çıkmaz sanıyordum fakat şekerim yüksek çıktı. Yarın bu sefer 100 mg şeker yükleme testine gireceğim.

Hastaneden ayrıldık.. Ben yine başladım ağlamaya ya gebelik şekeri çıkarsa diye. Ya bebeğe birşey olursa diye bir kaç tanıdığım gebelik şekeri yüzünden bebeğini kaybetti. İnternetten araştırdım. Bazen çok bilmek te iyi bir şey değil.  Durup durup ağlıyorum ya birşey olursa diye. Sabırlar eşime :) sağolsun bir sürü telkinde bulundu. Şeker hastaları bile çocuk sahibi olabiliyor neden üzülüyorsun hiç birşey olmayacak. Diyetine dikkat ederiz. Karatay beslenme şeklini uygularız insülin seviyen düzelir diye diye biraz sakinleştim. Şimdi yarın gidip tekrar yükleme yaptırıcaz.

Umarım bu test temiz çıkar. Herşey sorunsuz gider. Son 3 ayım kaldı. Onu da sağlıklı geçirebilsek ve oğlumuzu sağlıkla kucağımıza alabilsek.


Duygusal ve sulugöz Anne den

Sevgiler

Alev

13 Temmuz 2014 Pazar

Akçakil


Merhaba

Bu Cumartesi de Silifke Taşucu' nda yer alan Akçakıl karavan kamp alanında denize girelim dedik. Akçakıl isminden de anlaşılacağı gibi girişte çakılı daha sonra kum olan bir denize sahip. Denizin temizliği serinliği ve tabiki sessizlik baş rolde. Evden çıkıp deniz için 1 saat yol gidiyoruz diye bazı arkadaşlar ne gerek var deseler de biz biraz sessizlik ve az insan görmek için yola katlanıyoruz. Yoksa Mersin in bilinen kumsal ve plajları Çin plajı kıvamında siyah kafadan başka birşey görünmüyor ve dolayısıyla su çok ısınıyor. Nedeni konusunda tahminlerim var ama burada yazmayacağım :)

Bu sefer yanımızda arkadaşlarımız da vardı. Taaaa Belin den. Sevgili eşimin çocukluk arkadaşı ve güzel eşi bu hafta sık sık görüşüp hasret giderdik.  Sohbet eğlence güzel geçti. Deniz için hazırladığım sarma ve börek de kendileri tarafından tam puan aldı. Hatta Berlin e döneceğimiz gün yanımıza yapıp yolluk verebilirmisin dediler :) Yanlarına yolluk veremeyeceğim ama onlar gitmeden sarmadan bir kez daha yapmak farz oldu. :)

Yapraklar da kayınvalidem den şahane çıktılar incecik küçük ağızda dağılıyor. Teşekkürlerimi sundum kendisine :)

Deniz yine harikaydı. Bana şu aralar su olsun zaten sıcaktan sürekli bunalıyorum. İki canlı olunca :) extra sıcak bana bu sene suya girdim mi çıkmıyorum. Birde rüzgar vardı ki ohh püfür püfür oturduk hatta ben hamiş yorgunluğa dayanamayıp sezlog da uyuya kalmışım serini de buldum ya :)

Akşam Narlıkuyu tarafında yemek yedik oturduğumuz yerde resmen üşüdüm ve üzerime havlu aldım. Dönüşte Mersin her zaman ki gibi yanıyordu. Yarım saatlik mesafeler de hava nasılda değişiyor. Aslında bunlar hep yine insanlar yüzünden sen ağaçları kesip sanki ev yokmuş gibi 80 katlı evler yapıp doğayı katledersen sıcağa da pisliğe de katlanmak zorundasın. Şehri binalar ısıtıyor.


İşte güzel bir günden güzel bir kesit. :)





Akçakıl selfisi :)

Renkler çok hoşuma gitti.

Sevgiler

Alev 

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Aydıncık&Büyükeceli&Tisan

Merhaba

Bu hafta sonu şehirden ayrılıp küçük bir kaçamak yapalım dedik. Malum hamilelikten dolayı çok uzun yollara gitmeyi de gözüm yemiyor. Uzun zamandır Aydıncık tarafını merak ediyordum fakat yolu çok virajlı diye bir türlü gidememiştik. Fırsat bu fırsat bu haftasonu gidelim dedik. Pazar günü de evlilik yıldönümümüz olduğu için baş başa bir tatil oldu. 2. evlilik yıl dönümümüzü 2.5 kişi kutladık :) 

Bu taraflardan otel bulmak oldukça sıkıntılı var olan otellerde ya pansiyon tarzında fakat apartman yada 3 yıldızlı olduğu iddia eden leş yerler. Turizm yapılabilecek bir yer olmasına rağmen bu kadar gelişmemişlik malesef politik nedenler ve bence halkın cahilliği. Bu yuz yılda hala dağ köylüsü kıvamında yaşıyor insanlar hiç bir gelişme kaydedememişler. 

Neyse kısa bir araştırma ile Hayat Motel li bulduk. Güzel bir motel lüks değil temiz ağaçların içinde iki katlı 14 odalı ufak bir işletme mutfakları pek zengin değil öğlen yaptıkları yemekleri akşamda sunuyorlar. Yemek yemek için keyifli bir yer değil kahvaltıları da kuş kadar aldıkları paraya aslında değmiyor. gecelik 150 tl ile 180 tl arasında değişiyor sanırım sezonla yada ramazanla alakalı olarak. Fakat o bölgede doğru dürüst yer bulmak mümkün olmadığında ve çok küçük bir kasaba olduğundan temizlik ve sakinlik ve cırcır böcekleri koşulu ile tavsiye edilir bir yer. 

Denizi güzel kumsalı var çocuklar içinde uygun bir yer su Mersin in içine göre daha serin bu da bir artı bence suya girdiğinizi hissediyorsunuz.

Çevre oldukça ağaçlık hatta orman çam ormanları hava temiz. Tabi daha ne kadar temiz kalır bilemiyoruz Çünkü Akkuyu ya malesef çok yakın. Doğal güzellikleri elimizle mahvetmekte üzerimize yok. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Bu konuda çok sinirliyim fakat elimden bir şey yapmak gelmiyor. Senelerce yolu kötü olan bir yere sırf nükleer santral yapılacak diye güzel güzel tüneller açmışlar yollar kaymak gibi Antalya Mersin arasıda bu yollar sayesinde daha kısa sürede ulaşılabilecek. Ama keşke bu yolların sebebi turizm olsaydı. Nükleer enerji santrali değil.

Bu arada bulunduğumuz yerde öğlenden sonra rüzgar ve dalga çıktı. Denizin getirdiklerine inanmak istemedim. Pet şişeler naylon posetler bizler nasıl yaratıklarız. Vicdanımız nasıl el veriyor onları denize atmaya üstelik burası Akdeniz açık deniz gemiler bırakıyormuş. Yazık çok yazık..... Eskiden bu çöplere sadece İstanbul sa Marmara da rastlardık bir de derdik ki kapalı deniz ne olacak... Kirlenir tabi ama bu yaratılar açık denizlere de ulaşmışlar oraları da itina ile kirletiyorlar... Çok üzücü....

Büyükeceli ve Aydıncık da yapacak birşey bulamadığımızdan aynı zamanda yiyecek birşey de bulamadık. Ertesi gün Tisan a gidelim biraz da orada denize girelim dedik. 

Şahane bir koy. Yukarıdan manzara muhteşem. Aşağı indiğiniz dede deniz muhteşem. önce bir miktar taşlık sonrası kum çarşaf gibi ve serin. Tabi dışarısı çok sıcaktı o başka.... 


Suya girdik çıkmadık bizde kumda güneş yemenin manası yok değil mi özellikle de 2 canlıysan. Bu Mersin de geçirdiğim 3. yaz fakat bu sene bana çok sıcak geliyor. Sanırım hamilelikten daha önce bu kadar daralmamıştım üstelik havalar daha da sıcak gitmişti. Bu sene daha serin gidiyor ve yaz geç geldi fakat ben sıcağa dayanamıyorum.

Aşağıdaki resim Tisan ın yukarıdan görünüşü......






Büyükeceli Aydıncık




Hayat Motel


Tisan da Ali'nin amcasının yazlığı var. Gitmişken onları da gördük. Sonrasın da da Mersin'e geri geldik. Yaklaşık 1.5 saat sürüyor yol. Pazar akşam tatilci dönüşü olduğu için biraz daha uzun sürdü tabi yolda trafik vardı.

Deniz süper olduğu için Buse geldiğin de tekrar o tarafa bir gezi yapacağız. Tisan da snowker ile dalmakta güzel değişik balıklar görebiliyoruz. Buse bayılır.


Sevgiler

Alev

1 Temmuz 2014 Salı

Yeni Hayat


Selam herkese

Uzun zaman oldu. Ara verdim biraz da zorunlu bir ara oldu aslında. Mutlu fakat zorunlu bir ara. Kendimi yeni yeni toparlayabiliyorum. 

Şubat ayının sonunda Hamile olduğumu öğrendim. Ve serüven başladı. İlk 3 ay uykudan kafamı kaldıramadım. Halsizlik uyku üstüne hiç olmadığım kadar grip oldum. Sonra mide bulantıları başladı falan derken hayati fonksiyonlarımın çoğuna ara vermek zorunda kaldım. :) Kitap okumak yazı yazmak gibi hobilerde rafa kalktı bir süreliğine. Şimdi 6. ayımın içindeyim. Sahalara geri döndüm. :)

Tabi bu durumlar o kadar da uzun sürmedi. Malum bu sırada öğrenciliğimde devam ediyordu kendimi biraz iyi hissettiğim zaman ders çalışmam gerekti. Haziran ayında oda bitti şükür ilk senemi başarıyla bitirmiş bulunuyorum. Kendimle de gurur duyuyorum. :) Bir yandan da arada bir pişman olmuyor değilim neden bu kadar geç kaldım öğrencilik hayatına dönmeye diye ama hayat insanı nerede nasıl bulacak belli olmuyor. Süprizlerle dolu. Hem geç diye bir şey yoktur dimi ama...

Halada ders çalışamaya devam ediyorum. Kasım da Ales e gireceğim kısmetse tabi seneye hem bebek hem okul nasıl gidecek orası da muamma fakat halledeceğiz bir şekilde yanımda hayat destekçim canım kocam var nasıl olsa.

 Heyecanlıyız ailecek. Benim ikinci hamileliğim olmasına rağmen sanki ilk miş gibi heyecanım. Ama tabi arada 10 yıl var. 10 yıl sonra bir bebek sahibi daha olabilmek. Güzel bir duygu. Ayrıca çok da istiyordum. Dualarım kabul oldu. Sevdiğim adamdan aynı ona benzeyen bir erkek evlat istemiştim. Oğlumuz olacak tabi babasına benzeyecek mi onu henüz bilemiyorum. Dr uma göre benziyor diyor :) Sağlıklı sıhatli olsun da....

Buse'ye gelince oda pek mutlu kardeşi olacak diye. Sürekli merak halinde ne zaman doğacak sürekli bir hayal halinde onunla şunu yapacağım bunun yapacağım. Doğduğu zaman kıskanacak mı bilemiyorum fakat şuan pek hevesli. Sana yardım edeceğim anne altını ben temizlerim yemeğini ben yediririm diyor. :)

Ali de mutlu biraz şaşkın biraz ne yapacağını bilemez gibi kolay değil tabi benim için ikinci tecrübe ama onun için ilk. İlk defa bir bebeğe sahip olacak. Babalık konusunda gayet başarılı fakat bebeğe nasıl bakılır hayat bize ne getirecek bilemiyor. Allah tan bakış açılarımız çocuk yetiştirme düşüncelerimiz aynı o nedenle sıkıntı olacağını hiç sanmıyorum. Buse ye yaptığı mükemmel babalığın aynısını oğlumuza da yapacağından eminim.  İçindeki şevkat ve vicdan hepimize yeter. 


İşte böyle kısaca havadisler :) 

Sevgiler

Alev




  


24 Mart 2014 Pazartesi

Bahar Gelmiş Hoş Gelmiş


Merhaba

Mersin deyken en çok özlediğim şey simit oluyordu. Burada simitler yumuşak açık renk aynı tadı vermiyor bir türlü. İstanbul'a gider gitmez de illa ki bizim mahalle deki simit fırınına bir uğramam lazım genelde 3 gün boyunca her gün bir simit yiyorum. Hatta her fırsatta.... :)

Simit fırınını en son ziyaret ettiğimde bu fotografı kaçamak çektim. :)


Tabi artık simit için İstanbul'a gitmeyi beklemem gerek kalmadı. Mersin de Simit sarayı açıldı. Onların simidi İstanbul dakine oldukça yakın :) Yaşasınnn yaşasınnn  :)

Evettt simit kokusundan sonra birde baharla beraber buraları sardı turunç kokusu :) mis gibi kokuyor sokaklar caddeler kokuyu aldığım sokakta durup başlıyorum koklamaya içim açılıyor. Ben bu memleketin en çok baharını seviyorum. Resmen şehri mis gibi bir koku kaplıyor, bayılıyorummmm.

Bunların dışında okul devam ediyor. Yaz gelsin diye bekliyorum. Ayşe Kulin'in  Hayal kitabına başladım. Bitirmek üzereyim. Dili her zamanki gibi güzel keyifli insana iyi vakit geçirtiyor..

Memlektin haline deyinsem mi deyin mesem mi diyorum söyleyecek çok sey var fakat yazmaya başlasam bitmez. Şu seçimler hayırlısı ile bitse ülkenin üstünden kara bulutlar kalksa kimse ölmese ahh ahh bakalım nereler yaşayıp göreceğiz. 

Sevgiler 

Alev



20 Şubat 2014 Perşembe

Mersin Arslanköy Gezisi


Merhaba

Hafta sonu şehirden daralıp kendimiz attık doğanın kucağına...
Buse uzun zamandır kar görmek istiyordu. Mersin de şehiriçinde kar görmek pek mümkün değil biliyorsunuz. bu nedenle Mersin den 40 km yukarı ya Arslanköy'e çıktık. 1500 rakım. Geçen hafta daha çok kar olduğunu bir arkadaşın paylaştığı fotograflardan görmüştüm. Biz daha azına kaanat etmek zorunda kaldık ama olsun. Kuzucum küçük de olsa kardan adamını yaptı. Bize bir kaç kartopu savurdu :) Bizde sessizliğin, kuş seslerinin ve mis gibi kokan çamların tadını çıkardık. Huzur bulduk. Yine techizatsız gittiğimiz için hayıflandım. Yanımız da benim arabamın bagajında duran portatif sandalyeler ve bir termos sıcak kahve... yanımızda sadece benim yaptığım elmalı tartlar vardı....

Yanımızda birer de kitap güneşte tepede ohh mis gibi olurdu. Ama tabi biz kahvesiz kitapsız ve sandalyesiz olarak tamamladık gezimizi.


Pıtırcığım :)
Bennn ve pıtırcık

Gezinirken bulduğumuz ufak bir göl. Manzara süperdi. Sanırım DSİ nin yapay bir gölüydü. Fakat doğa çam ağaçları ve karla birleşince görüntü muhteşem oluyor....
Bu da ilk yaptığımız kardan adam...

Bir moladan sonra devam ettik köyün içine yazın ve bahar da daha canlı oluyor sanırım. Fakat cidden yaşanılan alanı yaşayanlar ya güzelleştiriyorlar ya da mahvediyorlar. Neden bu kadar cahiliz. Ya da pisisiz bilmiyorum. İnsan evinin önüne onca pisliği molozu niye atar ki. O manzara bakarken acaba hiç mi içi tiksinmiyor. Yada bizim gelip görüp hayran kaldığımız bu ağaç göl kar manzarasını gördüklerinde acaba onlar ne hissediyorlar merak ediyorum. Kimseyi küçümsediğimden değil fakat bu yüzyılda bu kadar ilkel bu kadar kaba olmak.... bilemiyorum. O toprağın ürünün yeyip o gölün suyunu içiyorsun eee bee adam ekim yaptığın tarlaya neden plastikten poşetler pislikler atıyorsunnn. Hayır kadın damı yaşamıyor köyde yawww. Ulan evini içini baldök yala yapan bu kadın milleti aman millet neder diye evini temizleyen bu hatun kişi neden bahçene tarlana da evin gibi bakmıyorsunnn. Müslümanız temizli imanda gelir. Burada temizlik imandan gitmiş anlaşılan. Başka bir ironi, amca camiye girerken abdest alıp kendini temizliyorsun neden evinin önü pislik içinde tarlan leş gibi atık dolu.....

Saymakla bitmez neyse sinirlendim yine...... Bizim gibi insanlarında oralar da bir karış toprağı olmaz ki insanlara örnek olalım......

Baktık köyde feci, geri dönelim dedik. Saat öğlene yaklaşıyordu karnımız da acıkacak. Buse nin ısrarı üstüne bir yerde daha durduk. Yok benim arabadan çıkacak halim kalmamış, yoldan mıdır temiz havadan mıdır, çarpıldım. Ben 15 dk arabada uyumuşum. Bizim ev halkıda inmiş arabadan yeni bir kardan adam daha yapmışlar hemde ne kardan adam malesef onun resimi yok. Yine küçük ama saçı var kolları var. Ağaçlardan ağaç yosunlarından falan ne buldularsa koymuşlar. Bir uyandım arabanın ön camında bir kardan adam bana bakıyor. Yola çıkıyoruz. 1500 den rakımdan aşağı iniyoruz rüzgar var yol virajlı kardan adam ne kadar dayanabilirki....

Kardan adam erimemek için dışarıda savaş veriyor... Bizde Buse yi sakinleştirmek için içeride.... Virajın birinde kardan adam savruldu canın en köşesine.. Buse başladı bağırmaya düşmesin düşmesin... Fedakar aşkım benim ( ben olsam yapmazdım) arabayı durdurdu kardan adamı düzeltti geri geldi. Tekrar yola çıktık. Fakat imkanı yok öyle bir yolda bizimle aşağıya kadar inemez. Bir kaç viraj sonra kardan adam uçtu gitti. İçeride de dudaklar büküldü.... Kızım yapma etme ağlama o canlı değil.. Nasıl bir bağ kurmuşsa artık. Canı acıdı burada kaldı. Neden bizimle gelmedi. Keşke yanımızda buzluk olsaydı... Ay ağladı da ağladı zor sakinleştirdik.

Ben şaşkın 9 yaşında bir çocuk nasıl böyle bir tepki gösterir diye :) ama oluyor demek... Bir bağ kurmuş. Okulda henuz bu konulara gelmedik. Gelince öğrenirim doğal mı değil mi ?

Yemek yedik sonra spor a gittik derken pazar günü de böylece bitti. :)

Buse den beni dumur eden bir anektot paylaşmadan edemeyeceğim.

Buse : Anne kardeş nasıl yapılıyor..
Ben: ııııııı ( top sektiriyorum ) Tam o sırada
Buse : Hayır bilmiyorsanız öğrenin de, yapamadınız bi türlü. Benim de yapabileceğim bir şey varsa yardım edeyim siz beceremediniz...... :) :) 
Ben : Gülerek dua et kızım dua et........ :) 

Haydi hoşçakalın

Sevgiler

Alev 






Nergis Kokusu


Merhaba

Buralara baha geliyor kış olmadan; bende zaten bir bahar havası var. Sokak ta çarşıda pazar da her yerde bir nergis kokusu mis gibi çekiyorum içime. Ne de çok severim nergisi.. Hoş o sevildiğini bilmeden kokar karşılıksız, duraksız.

Çok küçüktüm onu tanıdığımda anneminde en sevdiği çiçektir. Bende severdim. Güzel kokusunu sarı beyaz yeşil halini. Sonra büyüdüm. Mevsimi geldiğinde gördükçe alıp koyardım masama iş yerinde evde kendim alıp koyardım. Ben kendine çiçek alınmasını beklemeden kendi kendine çiçek alıp şımartanlar dan oldum hep. Taa ki bir kaç zaman öncesine kadar.....

Çok zor zamanlar yaşadığım bir yılbaşı yada yılbaşına yakın  günler.... Moralim yok, kalbim yerle bir belkide perişanlığı oynamamak için tutarken kendimi bir koca demet nergis gördüm kucağımda gözyaşlarımın arasından. Harkula de güzelliği ve kokusuyla..... Umut oldu.

Sevdiğimin hiç plansız hazırlıksız aldığı ilk çiçekti nergis hızlı ve ani bir kararla.... İşte o üzgünlüğü aldı güzel kokusuyla umut oldu imkansızlara......

Sevdiğimin sevenimin en çok sevdiği çiçektir aynı zaman da nergis. Toprakta her bittiğinde sevdiğimde elinde nergisle biti verir kapının önünde...

Her seferinde de umudu hatırlatır bana tazelik verir üzerimdeki toprağı silkeler kendime gelirim. Onun içindir belkide ben öyle koca koca arajmanları sevmemde bir buket nergis e eririm.




Duygusal oldu biraz yazmak geldi yazı vereyim dedim. Biliyorsunuz kokular bana çok ilham verir.


Sevgiler

Alev



18 Şubat 2014 Salı

Elmali Tart


Merhaba

Yine haftasonu çılgınlığım esnasında yaptığım bir tarifle başbaşayım. Hepsinin sadece ucundan azıcık tadina baktım. Sonra fark ettim ki kendim yaptığım için yaparken doymuşum sanırım. Hepsini tüketme isteği yoktu içimde. :)
Tabiki çocuklar bayıla bayıla yediler.

Hatta Babası Buse yi kendi kendine söylenirken bulmuş ve bana aktardı bende bayıldım.
- Bu ne yaww bir tatlı bu kadar güzel olabilir mi? Yiyorum doymuyorummmm

Uzun zamandır aile olarak pastahanelerden birşey yiyemiyoruz. Özellikle de Mersin de.. İçine ne yağı koyuyorlarsa bir süre sonra ya midem bulanıyor yada midem reflü yapıyor. Fakat aynı şeyleri evde yine margarin bile kullanarak yapsam midem de hiç sıkıntı olmuyor. Ev halkıda bundan muzdarip bu nedenle artık herşeyimizi ev de yer olduk neredeyse.... Bazen sırf değişiklik olsun diye kahve mataralarımızı ve evdeki kurabiye kek ne varsa alıp sahile inip açık havada yiyoruz. :) Üstüne birde yürüş yapıyoruz hem mide sağlığımız korunuyor hem kalori yakıyoruz hemde paramız cebimizde kalıyor. Kazan kazan buna deniyor sanırım. Bazen bu tip yiyecekler yapıp satan bir yer olsam diyorum. ama sonra da o kadar iyi malzemeler kullanıyorum ki fiyatları pahalı gelecek belki de insanlar tercih etmezler diyorum. fakat bir yanda da bizim gibi aileler de olmalı bu şehirde kaliteli ev yapımı şeyler yemek isteyen fakat yapamayan. Bakalım bu düşünce arada sırada geliyor. Sonra gidiyor bir gün böyle bir dükkanım olur mu bilmiyorum :)


Gelelim tarife

Malzemeler

125 gr Margarin
2 su bardağı Un
1 çay kaşığı Kabartmatozu
3 çorba kaşığı Pudra Şekeri
1 Yumurta

Üzeri için
3 ortaboy elma
1 kahve fincanı şeker
1 çay bardağı çekilmiş ceviz içi
1 tatlı kaşığı tarçın


Yapılışı;

Hamur için tüm malzemeleri karşıtır ve yoğur önce katı bir hamur gibi oluyor fakat yoğurdukça yumuşayıp pürüzsüz bir hamur oluyor.



Hamurları tart kaplarına yerleştir.
Daha sonra elmalardan pişirdiğin malzemeyi tartın içine yerleştir taşmayacak şekilde.
200 derece fırında 20 dakkika pişir.

Afiyet Olsun...


Sevgiler

Alev

Cilek Pudingli Kurabiye

Merhaba

Bu aralar yeni açılan bir kanalın sıkı takipcisi oldum. Normalde pek tv izlemiyorum. Fakat yemek programlarına dayanamıyorum. Turkmax Gurme. Oradan öğrendiğim bazı tarifleri de uygulamaya alıyorum.

Bugünde yine bir programdan aldığım tarifle karşınızdayım :) Yapımı kolay bol yağlı fakat az şekerli bir tarif rengi hafif pembemsi kokusu mis gibi çilek.

Çilek Pudingli Kurabiye

Malzemeler

100 gr Oda sıcaklığında margarin
1 çaybardağı ayçiçek yağı
1 paket kabartma tozu
1 Yumurta
1Paket Çilekli Puding
Aldığı kadar un

Yapılışı

Un hariç tüm malzemeleri bir kaba koy. Sonra üzerine azar azar un ekleyerek yumuşak bir hamur olacak şekilde yoğur.

 
Daha sonra hamura istediğiniz şekli verebilirsiniz.
180 derece lik fırında 20 dak pişir. Daha fazla tutmayın yanabilir çok kızarmıyor zaten üzerinde çatlaklar varsa olmuş demektir.

Afiyet Olsun....

Sevgiler

Alev

Visneli kek


Merhaba

Cumartesi günü hava yağışlı, sevgilimde iş seyahatinde bende Buse ve kuzenini aldım. Önce sinemaya gittik. Fakat küçük hanımlar film beğenemediler yemek yeyip geri döndük. Onlar odalarına çekildi oynuyorlar eğleniyorlar ben ise baya ki bir sıkıldım.

Vakit geçmiyor tv izle kitap oku falan derken rahat duramadım girdim mutfağa. Ne yapsam ne yapsam diye düşünürken 3 saat sonra a4 çeşidi koymuştum sofraya. Tabi hepsi zararlı ve aslında ben yiyemem. Diyetteyim çünkü azimliyim de dedim çocuklar yer sonra belki misafir gelir birinin kısmeti olur. Fakat 3 saat sonra nasıl rahatlamıştım ve zaman nasıl geçti anlamadım. Bir yerin mutfağında çalışsam herhalde ne sinir ne stres hiç bir şey kalmaz.

Gelelim tariflere; Vişneli Kek, Elmalı Tart; Çilek Pudingli Kurabiye, birde ani gelebilecek misafirler için ıspanaklı börek sarıp depfrize attım. :)


Bu yazımda Vişneli Kek'in tarifini paylaşayım diğerleri başka yazılara artık.

Vişneli Kek

Malzemeler

3 Yumurta
1,5 Su bardağı Şeker
1 Su bardağı Yoğurt
1 Su bardağı eritilmiş Margarin yada tereyağ
1 Su bardağı Vişne ( yazdan depfrize atmıştım)
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
2,5 Su bardağı Un

Yapılışı

Yumurta ve şeker iyice çırpılır. Sonra yoğurt ve yağ eklenip sırayla çırpılır. En sonda kabartma tozu vanilya un eklenerek çırpılır. Kek kalıbına bu düz hamurdan dökülür. Sonra kalan hamura vişneler eklenip kaşıkla karıştırılıp kek kalıbına dökülür. 180 derece fırında yaklaşık 25 dak. Pişer. Tabi herkesin fırını değişik. Klasik kürdan deneyi yaparak pişip pişmediği kontrol edebilirsiniz.

Ben 1 bardak vişneden yaptım fakat dileyen daha fazla kullanabilir.

Afiyet olsun.

Sevgiler

Alev



13 Şubat 2014 Perşembe

Keskinoğlu ve Tavuğa Özlem


Merhaba

Geçen gün gazetede bir haber okudum. Tavukçular tesislerine doktorları diyetisyenleri ve gazetecileri çağırarak gezdiriyor diye. Merak ettim tamamını okudum. Kafam biraz karıştı biraz mantık yaptım fakat hala gönül rahatlığıyla bir sonuca varmadım.

2 seneye yakın bir süredir paketli tavuk almıyorum, dışarıda zaten yemem çabuk zehirliyor tavuk beni eğer iyi değilse ve bu risk ki göze alamıyorum. Bir kaç kötü tecrübeden sonra.

İnternette ki sosyal paylaşım sitelerinde gezinen bunlar tavuk değil tümör insanı kanser yapar yemeğin yedirmeyin söylemlerinden güvenim sarsılmış ve korkmuş bir anne olarak tavuk yemesek ölmeyiz dedim ve babamların kümesi dışında kesilmiş tavuk yemedik.

Fakat bazende canımız tavuk istiyor. Hasta olduğumuzda bir tavuk suyu çorba içip şifa bulmak istiyoruz, hemen aklımıza TÜMÖR geliyor vazgeçiyoruz.

Gazete de okuduğum yazı; internette çıkan bu haberler nedeniyle kişi başına tüketilen tavuk yıllık 20 kilodan 17 kilo ya düşmüş. Bunun üzerine Keskinoğlu Tesislerine doktorları gazetecileri davet etmeye başlamış. İnternette çıkan haberleri yalanlıyor ve açıklama yapıyorlar. Açıklamalar mantıklı geldi bana ama nedense yinede tam inanamadım.

Açıklama şöyle ; Tesislerinde 2 farklı tür tavuk bulundurdukları ifade ediyorlar biri yumurta için diğeri et için yetiştirilenler. Et için yetiştirilen tavuklar serbest kümeslerde yerde yetişen doğal tavuklarmış. AB standartlarına uygun olarak 1 metre kareye 14 adet düşecek şekilde konumlandırılıyorlarmış. 4 kg yem yiyorlar ve 2 kg canlı ağırlığa ulaşıyorlar. Bu tavuklar yapıları gereği 45-60 günde kesim ağırlığı olan 2 kg a geliyorlarmış. Broiler cinsi tavukmuş.

Yumurtlayan tavuklar serbest gezinim yaptığı ve 65 haftaya kadar verimli oldukları için biraz daha yaşlanmışken kesiliyormuş. Geç pişmesinin sebebi kas yapısının çokluğu ve aslında bizim kullandığımız tabirle kartlaşmış tavuk oluyor da diyebiliriz. Bizim şikayetimiz ne bu tavuklar tavuk mu 15  dakikada pişiyor eskiden öyle miydi falan diyoruz. 60 günde kesilen hayvan ile 65 hafta  yani 1 yılı geçgin yaşayan hayvan arasında aslında fark olması normal geliyor bana.

Hormon olayına gelince; yetkililer hormon vermenin çok maliyetli birşey olduğunu ve kazançlarının zaten bunu karşılamayacağını ayrıca hormonun su ile yada yem ile verilemeyeceğini sadece enjeksiyon yapılması gerektiğini ve mevcut tavuklara enjeksiyon yapabilmeleri için en az 3 bin kişi daha çalıştırmaları gerektiğini söylüyorlar. Şimdi eğer durum gerçekten böyle ise hiç bir işletme böyle bir maliyetin altına girmez diye düşünüyorum.

Yemler gdo lu diyorum kendi kendime firma diyor ki yerli mısır ile besliyoruz ithal mısır kullanmıyoruz.

E diyorum antibiotik ne olacak ? 2006 yılında yasaklanmış antibiotik kullanımı.

Şimdi bir tarafım diyor ki inan ve güvenle al evine ailene yedir bu tavuklardan bir tarafım da burası Türkiye bize neler neler yedirdiler yine de yedirirler diyor.

Ben işin içinden çıkamadım. Sizler ne yapıyorsunuz. Farklı nereden bilgi alabiliriz. Ne yapmak lazım?


Sevgiler

Alev


12 Şubat 2014 Çarşamba

Dostluk


Merhaba

Yarıyıl tatili nedeniyle İstanbul'a çıkartma yaptık. :) Tabiki bir şehri şehir yapan yaşanmışlıklar ve dostlar.

Gider gitmez hasret gidermemiz lazımdı. Hepimiz farklı yerlerdeyiz. Ben Mersin de Çiğdem Dalyan Şenay ve Yaprak İstanbul'da ( sefil hayatlarına devam ediyorlar :) ) Şaka bir yana biz Çiğdem ile İstanbul da gezinirken söylendiğimiz şeylerin aynı olduğunu fark ettim. Ufff ne soğukkk offf ne kalabalık ahhh ne kadar gürültü var :)
Neyse güzel olan arkadaşlık dostluk. EEE 4 hatun toplanıp ne yapar tabiki kadıköy de rakı muhabbeti. Kadıköy'de bir mekana gittik Adıı Benusen. Arkadaşımız ayarladı ona laf yok sağolsun mekan güzeldi. Fakattt mezeler felaketti. Yada bizim damak tadı öyle gelişti ki memleket nedeni ile bana biraz yavan geldi. Ne fava fava gibiydi ne patlıcan salatası :) kendi yemeklerimi övmüş gibi olmayayım fakat ben hepsinden daha güzel yapardım. :)

E zaten yemek bahane sohbet şahane durumu olduğundan konuya fazla takılmadık. Kah güldük kah sinirlendik, kah sistemi eleştirdik, kah eskileri yad ettik. Güzel bir akşam oldu.

Tabi çocukların okulları ile ilgili mevzuları konuşurken Yaprak sanırım biraz bayıldı fakat gülü seven dikenine katlanır :)


O güzel Dost akşamından

İnsan başka yerlere göç ettiği zaman en çok dostlarını arıyormuş. Benim çok kalabalık bir arkadaş çevrem hiç bir zaman olmadı. Belkide hayat çok fazla izin vermedi çalışıp hayatın sorumluluklarını yüklenmem gerekirken çok arkadaş ortamlarında olamadım. Fakat beni hayatta tutabilecek sayılı da olsa dostlarım var. Sonradan fark ettim ki ben zaten öylesine gündelik boş konuşmak için arkadaş istemiyorum çevremde samimi sıcak insanlardan ufakta olsa bir çevre yetiyor bana.

Mersin e geldiğimden beri yalnız hissediyorum. Tabiki bir çok insanla karşılaştım tanıştım fakat insanın kapısını çalıp sorgusuz sualsiz içeri girip  hadi bana bir kahve yap diye bileceği insanların etrafında olmaması, Nedensiz canın sıkıldığında kendini birinin yanına atıp off bugün çok canım sıkılıyor dediğinde seni irdelemeye çalışmadan iyi vakit geçirmeni sağlayacak insanların çevrende olması çok önemliymiş. Burada çok güzel bir hayatım olmasına rağmen bunları özlüyorum.


Bu da Ada ve Buse dostluğu ömürlük dostluk.

Belli bir yaştan sonra dost edinmek zor onu anladım. Kızım bu konuda çok şanslı doğduklarından beri beraber olduğu bir dosta sahip iler dede çok büyük ihtimalle devam edecek arkadaşlıkları etsinde insanın böyle dostluklara her zaman ihtiyacı var. Beraber gülüp beraber ağlayabilecekleri günleri olsun....

Ben arkadaşlarımı ne kadar özlediysem kızlar da bir birlerini o kadar özlemişler. Ara ara durup sarılmaları Türk filmlerine taş çıkaracak cinsten.

Tatil boyunca sadece 2 gün görüşebildiler, malum sayılı zaman çabuk geçiyor. Buse sürekli bana soruyor anne Dalyan a gidebilirmiyiz. Bende gideriz tabi diyorum. Götürmeyide çok istiyorum. görüşsünler diye bende arkadaşımı görebileyim diye. Bir tek vize sıkıntımız var :) onuda aşarsak tadından yenmez ama aşamasakta ben yinede bir yolunu bulup çocukları buluşturmayı hedefliyorum. Büyüklerin sıkıntıları çocukları yormamalı.



Bu da süpriz hediye küpelerim :) çok güzeller. Güzel olmalarının sebebi bir dosttan gelmeleri tekrar teşekkürler Çiğdem. Tabi sadece o da değil bir de bir hikayesi anısı olması. Bu küpeleri her taktığımda O akşamki hediye değiş tokuşunu ve Şenay'ın altın dışında küpe takamadığını hatırlayacağımm :) 

Güzel bir gülümseme ile bitiriyorum yazımı.

Sevgiler 

Alev

11 Şubat 2014 Salı

Patlicanlı Ricottalı Lazanya


Merhaba

Tabiki bir tatil ve zararlı günü :) Cumartesi pazarları hafta içinde aklımızdan geçirdiğimiz ama yiyemediğimiz yiyecekleri tüketebildiğimiz gün. :)

Geçen gün tv de gezinirken Patlıcanlı Ricottalı Lazanya tarifi ile karşılaştım. Lezzetini tahmin ettim ve bizim damak tadımıza uyacağını düşünerek bunu yapmalıyım dedim.

Malzemeler

1 kg a yakın domates ( Ben çeri kullandım kış olduğu için yazın her türlü domatesten olur)
1 kg patlıcan
400 gr lık bir paket ricotta peyniri
1 su bardağı mozarella
3-4 dal fesleğen
Yarım paket yada arzu ya göre 1 paket Lazanya yaprağı
Zeytin yağ


Yapılışı

Domatesler yıkandıktan sonra tepsiye alınır. Üzerilerine biraz zeytin yağ gezdirip bir tutam tuz ve karabiber biraz da kekik ile karıştırılıp fırında közlenmeye bırakılır. 30 dk 200 derece de domatesler patlıyor yumuşuyor.ak

Diğer tarafta 1 kg patlıcan közlenir. Közlenen patlıcanlar ezilir ve ricotta peyniri ile karıştırılarak bir harç hazırlanır. İçine isteğe göre tuz ve karabiber de ekleyebilirsiniz.

Fırından çıkan domatesler rondo ya alınır üzerine fesleğenler eklenir ve çekilir. Sulu bir sos oluyor.

Lazanya kabına önce domatesli sos dökülür üzerine yaprak lazanyalar onun üzerine patlıcanlı harç sonra tekrar yaprak lazanya sonra domates sos sonra patlıcanlı harç ve bir miktarda mozarella konularak kat kat malzeme bitene kadar dizilir. En üste domates sos, mozarella veya taze kaşar ile kaplanır.

200 derece fırında 30 -35 dk pişirilir.

Lezzet Yorumları : Genelde hazır alınan lazanyalar da kutunun üstündeki gibi tarifi uygularsanız kuru oluyor. Bu domates sos lazanyanın pişmesi ve yumuşamasını sağlıyor. Ricotta peyniri bize çok yoğun geldi. Bu nedenle bir sonraki yapışta peynir yerine hafifi sulu bir beşamel sos yapmayı düşünüyorum. Tabi peynir beşamelden daha faydalı yada peynir ölcüsünü biraz azaltıcam. Sizde ricotta nın tadını seviyorsanız ölçüde verilen kadar kullanabilirisiniz. Fakat sevmiyorsanız diğer yöntemleri deneyebilirsiniz.

Domates sosunun tadı ve közlenmiş patlıcan uyumu ise şahane oldu. Denemenizi tavsiye ederim.

Bu arada ricotta bizim taze çökeleğimsi peynirin biraz daha ıslak hali yaparken çökelek gibi bir peynir bile kullanabilirsiniz. Mozerella yerinede taze kaşar olabilir.


Afiyet Olsun

Sevgiler



31 Ocak 2014 Cuma

ROMA Seyahati


Merhaba

Uzun zamandır yazmak istediğim fakat bir türlü fırsat bulamadım bu yazıyı yazmaya, kısmet bugüneymiş. Bu yaz tatilimizde Berlin ne gitmeye karar verdik. Oradan yaşayan arkadaşlarımızı ziyaret edecektik. Hemde daha önce görmediğimiz bir yerdi. Açıkçası çok merak etmiyordum fakat yurt içinde tatil yapmak yurtdışında tatil yapmaktan daha ucuza gelebiliyor bazen.

Almanya dan vize almak imkansız gibi. Bizde ne yaptık? Vefalı dostumuz İtalya dan başvurduk Shengen için ve 6 ay multi giriş çıkışlı vizemiz sorunsuz bir şekilde çıktı. Bir kerede daha başvurursak herhalde bizi vatandaşlığa alırlar :) Vizeyi aldığınızda daha sonraki başvurularda sıkıntı yaşamamak için ilk girişimizi İtalya ya yapmak zorundaydık ve bu sefer de ROMA ya gidelim dedik. Adet yerini bulsun. Biz gittiğimiz ülkelerde daha çok bilinmedik yada çok popüler olmayan yerleri gezmeyi tercih ediyoruz bu nedenle ROMA bizim için bir ilkti. 

Roma yı gördükten sonra çok hayran kaldık. Fakat biz kesinlikle doğa insanlarıyız. Toprağın bir parçasıyız fazla tarih bize fazla geliyor. Ayrıca ROMA yı 1 günde gezdik diyebiliriz. süper hızlı bir program oldu canımız çıktı yalnız keyifli vakitte geçirmedik değil.

Roma'ya gitmeyi hedefleyenlere tavsiyem kesinlikle Temmuz ayında gitmeyin. Gidecekseniz de sıcağı göz önünde bulundurun ve çok rahat bir ayakkabı hatta terlikle gidin. ( Roma da olduğumuz süre içinde ki bu tam 24 saat ayaklarım 2 numara büyüdü ayakkabılarımı orada terk ettim ve bir terlik aldım)

Roma ya gitmeden önce internet sitelerinden baya bir araştırma yaptık. Tabi oraya gidince gerçeklerle de karşılaştık ve mantık çerçevesinde az bir para ile ulaşımımızı sağladık.

Tavsiyeler : 

Eğer 1-2 gün kalacaksanız Roma Pass pahalıya geliyor. Otobüs biletleri 1.5 euro çift yön kullanılabiliyor. Biz Termini Tren İstasyonuna yakın bir otel de kaldık. Tren kullanırız dedik fakat istasyonun önündeki otobüs durakları ideal kullanmak için şehrin her yerine gidiyor otobüsler. 

Colosseum a illa gireceğiz diyorsanız korkunç bir kuyruk var. Eğer sıra beklemeden girmek isyorsanız online bilet alıp online bilet gişesinden sıra beklemeden bileti alıp girebilirsiniz. Ayrıca ROMA Pass aldı iseniz onunla da sıra beklemeden girebiliyorsunuz. 

Bizim oraya gittiğimizde bundan haberimiz oldu bu nedenle biz o kuyruğu Türk usulu hallettik :) Belki ihtiyaç olur diye yazıyorum baktık kuyruğu beklesek akşam olacak ve biz giremeyeceğiz. Zaten sabah inmişiz Roma ya ve ertesi gün ayrılmak zorundayız. Aşkım sırada beklerken ben sıranın en önüne gittim orada Macar lise öğrencileri vardı şansıma onlara para verdim ve bizim içinde bilet almalarını istedim. Sağolsun aldılar. Bizde sıra beklemeden Colosseum u gezdik. Buradan da kendilerine teşekkür ediyorum yoksa gezemeyecektik. Çok ulvi bir iş yaptılar. :)


Zafer... 1.5 saat kadar gezdik içeride ondan sonra da diğer noktalar için ayrıldık. Daha gezilecek bir sürü yer var ve bizim zamanımız sınırlı expres bir seyahat ile Aşk çeşmesi ve İspanyol Merdivenleri bizi bekler. 

Buraları bulacağız diye elimizde harita başladık yürümeye 40 derece üstü sıcak yerler siyah taş ve biz yürüyerek seyahat ediyoruz. Dedik bu sıcak neyapar bize Çukurova dan geliyoruz biz heytt heyyt. Yandık kuruduk çarpıldık. Allah tan şehrin muhtelif yerlerinde buz gibi suyu akan çeşmeler vardı da hem her yerimizi yıkadık hemde içme suyuna para vermedik. Buzz gibi lezzetli yer altı suları var ister için ister yıkanın ayaklarımı o soğuk suda küçültüp ayakkabıya sığdırabildim.

 Meşhurr Aşk Çeşmesi
Bu da meşhurr AŞK .........


Çok kalabalık bir mekan burada biraz dinlenme fırsatı bulduk yerlerde oturduk. Donduma yedik çevresinde güzel dondurmacılar var. Tavsiye edilir.
Çeşmenin etrafında soluklanırken bir polis'in kovalaması üzerine dinlenme bitti ve yine düştük yollara İspanyol Merdivenleriii......


İşte geldik merdivenlere resim çektik. Sonra birbirimize baktık ve yooo hayır merdivenleri tırmanmayacağız dedik aynı anda :) 

Otele dönmek için son hamlemizi yaptık. Keçi gibiyiz yalnız Allah'ımızı kaybettik. Otele gittik saat 16.00 suları duş ve uyku. saat 18.00 de kalktık çıktık dışarı yemek yiyeceğiz İtalya ya kadar gelmişiz bir lazanya yemeden asla gitmem. 

Roma şehri iki parçadan oluşuyor bir nehir geçiyor ortadan akşamda nehirin diğer tarafını gezelim keşfedelim dedik. Termini den bir otobüse atladık. 24 saat geçerli otobüs biletimiz var. Bu biletler 24 saat sınırsız heryöne bine biliyorsun.

Geçtik diğer tarafa gezindik güzel bir restaurant bulduk. Lazanya süperdi şarapta tabiki yer bulmakta zorlandığımıza değdi.

Yemekten sonra biraz daha yürüdük akşamıda güzel oluyor ROMA nın dedik ve otobus beklemeye başladık. Ben bindiğimiz otobusle geri dönmemiz gerektiğini savunurken sevgili eşim ne fark eder hepsi hemen hemen aynı yere gidiyor binelim birine macera olur dedi ve macera başladı. 

Colosseum un geceki ışıklı halini görücez derken kendimizi Roma'nın banliyösun de bulduk. Saat 24.00 sorduk nerede inelim diye bir durak söylediler. Bir tren istansyonu bulduk başladık beklemeye mantık olarak bütün trenler termini istasyonuna gider :) orayada gittik mi otele varmış oluruz. Ayaklarım sızlıyor. Etrafta garip garip adamlar yorgunluk diz boyu ve ben ağlamak üzereyken tren geldi bindik. Otele vardık nasıl uyuduğumu bilmiyorum. Bu arada merak etti iseniz kavga etmedik :) Çünkü risk alınmadan macera yaşanmaz sonradan hatırlayıp gülebileceğin anılar oluşamaz :)

Ertesi gün Vatikan öğlenden sonrada uçağımız var Berlin'e uçucaz....

Vatikana gittik gitmesine de içeri giremedik. Buradaki kuyruk colosseum dakinin 2 katı idi.  Buraya giriş içinde online rez. yaptırmakta fayda var derim. Dışarıdan gezdik. Etrafını gezdik. Sonra Roma nın içine geri döndük.

Vatikan




Mechul Asker Anıtı ve müzesini de gezdik. Güzel di. Tabiki bir kaç da kilise gezip 24 saatte ROMA gezimizi tammaladık. Çok yorulduk fakat bir o kadarda hayran kaldık. Tarihi doku hiç bozulmamış şehirde dolaşırken sanki hala o dönemlerde yaşıyormuş gibi hissediyor insan :)


Gezinin devamı Berlin onuda başka bir yazım da anlatırım artık :)


Sevgiler


Alev





29 Ocak 2014 Çarşamba

Avgadı Yaylası Mersin


Merhaba


Yağmurlu bir pazar günü; bir gece öncede geç yatmıştık. Buse olmayınca biraz uyuyabildik. 9 gibi kalktık. Kahvaltı yaptık nasıl sallanıyoruz. Hava yağmurlu olunca bir miskinlik çöktü üstümüze. Hemen teyakkuza geçtim. Bir tatil günümüz kaldı. Şöyle baş başa gezelim toz alım yeni bir şeyler keşfedelim. Ne zamandır yapamıyorduk bu gezilerden. 

Termosumuza doldurduk kahvemizi vurduk kendimizi yollara. Önce nereye gidelim diye bir süre düşündük. Sonra benim Facebook da üye olduğum bir gruptan esinlenerek MERDOG ( Mersin Doğa Gezginleri) Avgadı yaylasına çıkalım dedik. Aslında bu grubun güzel gezileri oluyor eğer sevgilimi ikna edebilirsem ki zor görünüyor bizde bu grupla gezilere katılabiliriz. Bizimki özgür ruh kimseye bağlı kalmak istemiyormuş kendi arabasıyla gidip kendi gezmek daha iyiimiş bu nedenle bireysel takılıyoruz.

Erdemli ilçesinden 30-35 kilo metre ötede bu yayla. Bu aradada bir sürü köy geçtik. Aşağıdaki resimler bu köyler deki yapılar. Taş evler çok hoşuma gitti. Yalnız köyler çok pis ve düzensizdi. İnsaat molozlar mı ararsın tarla otlarımı.??? Neden böyle pis bir milletiz hala anlamış değilim. Üstelik müslümanız ( Temizlik imandan gelir) kesinlikle gayrimüslümler bu konuda bizden çok daha iyi durumda. Köyler de gayrimüslüm dokunuşlu evler görmek mümkün hemen anlaşılıyor. İşlemelerinden duvarlarından. 

Buradaki yaylalar daha çok engebeli tırmanışı dik yerler fakat burası değişikti. Denizden 1300 metre yüksekte bir düzlük alan. Plato sanırım tarım arazileri vardı fakat çok bakımsızdı. Kış olduğu için belkide çünkü aşağıda sıcaklık 12 derece idi yukarıya çıktıkça en son 5 dereceye kadar düştü.

Esnaf keyifsizdi. Normalde bu mevsimde kar düşüyormuş oraya insanlar kar görmeye gidiyormuş. Daha kalabalık oluyormuş fakat bu sene kar yağmadığı için işler düşükmüş. Yazın tabi her yaylada olduğu gibi orası da canlanıyormuş. Yazında görülebilecek bir yer. Hatta eğer sert kış başlarsa kar görmeye de çıkarız belki kim bilir. Geçen sene ocak ayında başka bir yaylada vardı kar gitmiştik. Fakat bu sene biraz daha sıcak geçiyor. Yağmur bile daha 3 gündür yağıyor. Koca mevsim de tek bir damla yağmur düşmedi. 

Yolda giderken limonları portakalları gördüm içim acıdı. Ağaçların yaprakları sap sarı olmuş. susuzluktan. Geçen senelerde ne güzel görünüyordu sarılı yeşilli. 


Aydınlar Köyü yaylanın başlangıcı giderken görüp gözümüze kestirmiştik bu sucukçu yu dönüşte affetmedik tabi :) Genelede sucuklarımızı yayladan almayı tercih ediyoruz kasap yapımı sanki daha güzel oluyor. Fakat bu sucuklar o kadar iyi değildi. Karnımızı doyurup dönüş yoluna geçtik.

Hüseyinler Köyünden bir taş ev


Burasıda muhtarlık binası ve Cami


Bazen bu köyler de dolaştığımız da diyorum ki bu insanlar da Mersin de yaşıyor. Fakat dünya dan çok uzak gibiler. şehire çok yakınlar fakat şehir hayatında da bir o kadar uzaklar.
Taş evleri bahçeleri gördükçe buralarda yaşamalı diyorum. Fakat sonra da Mersin in içinde bile yalnızım arkadaş bulmak oldukça zor bu dağın başı köyde insan ne yapar diyorum. Belki yaşlanınca diyorum. O zaman da cancazım diyor ki yaşlanınca uzaklara köylere gidemeyiz. bize kim bakacak hastane lazım postane lazım o da doğru bir yandan. Ne yapacağımızı konuşa konuşa yolda bir de limon molası vererek ( Evin ihtiyacı limonları bahçelerden topluyoruz göz hakkı) Mersin e döndük.

Spor a gittik. Hava oldukça soğuktu bütün gün üşüyünce kendimizi sauna da bulduk kemiklerimiz ısındı ohh dedik sporumuzu yaptık yüzdük yıkandık paklandık döndük evimize pestilimiz çıkmış. Vurduk kafayı yattık.

Güzel bir pazar oldu. Bakalım bir sonraki yolculuğumuz nereye olacak. Hava soğuk olduğu için dışarıda pek yürüyüş yapamadık. Darısı güneşli günlere.......


Sevgiler

Alev




TEPEHOME ŞİKAYET


Merhaba

İnsan her zaman güzel şeyler yazamıyor. Geçen sene Mersin e yerleşirken bütün evimizin eşyasını Adana TEPEHOME dan aldık. Gerekçemiz de kurumsal firma sorun yaşarsak bize yardımcı olurlar. Merdiven altı mobilyacılardan alıp uğraşmayalım. Garantili ürün alıyoruz. Falan diye kendimizi kandırmışız.

Meğer hiç bir fark yokmuş yeni anladık. Daha 1.5 yıl olmadı eşyaları alalı bir koltuk takımımın berjerlerinde sorun oldu. Sorun daha önce hiç görmediğim bir durumdu. Sırt tarafındaki kumaşlar yırtıldı. Durup dururken. Üstelik üzerinde doğru dürüst oturmadık bile. Mutfakta duruyorlar biz daha çok salonda oturuyoruz. Kumaş çürümüş oturduğumuzda üzerimize toz geliyordu anlam veremedik bir kontrol edeyim dedim bir bastırdım ve yırtıldı kumaş. Bu durumda hemen aradım TepeHome u müşteri hizmetleri beni aldığım bayiye yönlendirdi. Adana ile görüşmeniz lazım diye. Adana ile görüştük ekip gönderip bakacağız dediler. Tamam dedik. Ha geldiler ha gelecekler 45 gün geçti. Sebep olarak da Mersin e sevkiyatlarının olmadığını öne sürüyorlar. Şansa kadere Mersin de müşteri çıkarsa alışveriş yapan bir zahmet bizim şikayete de bakacaklar. 45 dakikalık yol için 45 gün bekledik. Bu arada kaç kere müşteri hizmetleri ile görüşme yaptık bilmiyorum. Ürün garantili. Garanti süresi dolacak onlar gelene kadar.

Gelen uzman!!!!! Koltukların resimlerini çekti. Koltuklarım cam önünde duruyor ve storlarım kapalıydı. O storları da açtırdı. Resim net çıksın ışık gelsin diye. Bizde pzt sizi ararlar koltuk kumaşı seçmeye davet ederler. Koltuklarınız garanti kapsamında kaplarız dedi.

İyi dedik. Pazartesi geçti taa cuma oldu. Aradılar. Koltuklarınız dış etkenlerden etkilenmiş garanti kapsamı dışında demez mi?  Cinlerim tepeme geldi. Dedim nedir o dış etkenler Kimyasal kullanarak temizlemiş olabilirsiniz yada koltuklar cam önünde duruyor güneşten koruyamamışsınız demez mi? Daha da çıldırdım. Evdeki diğer koltuklarda birşey yok. Ben manyak mıyım bir tek mutfaktaki koltukları kimyasal asitle sildiricem koltuk çürüsün diye. Diğer koltuklarımda salonda cam önünde duruyor ve evim malesef güneş alıyor neden onlarda böyle birşey olmadı. Dediğimde cevap yok. Güneşten koruyamamışssınız ozaman dedi storumuz yokmuymuş. Dedim bu koltukları kuzey kutbunda satıyorsunuz sanırım. Üzerine yazsaydınız öyle ise güneşte ve güneş alan evlede kullanılmaz showroom içindir yada bodrum katta kullanabilirsiniz diye. Telefondaki kız aciz haklısınız dan başka birşey demiyor. Çözüm olarak da alırken zaten dünya kadar para vermişim ücret karşılığı kaplayabiliriz. Dedi şaka gibi......

Açıklama çok komik. Güneşten olmuş birde başka hiç bir müşteri şikayet etmemiş. Ben evimdeki koltuğun üzerine örtü örtecekmişim. İyi ki telefonda idik yüz yüze değildik diye dua ettim.

Tepehome yönetim kuruluna mail attık bekliyoruz bakalım bir ilgilenen çıkacak mı diye çünkü internette müşteri önemli hizmette sınır yok diye naralar atmayı biliyorlar.

Ayrıca Tüketici haklarına şikayette bulunucam araştırıp mahkemeye vereceğim çok sinirlendim. Dalga geçmelerine. Garantiyi de neye verdiklerini anlayamadım.

Aslında sorun temel. Ülke kurumsal olamazsa bu şirketler kurumsal kisvesi altında her haltı yiyorlar. Artık bilinçli müşteri olmakta bir işe yaramıyor. Garanti belgesinde bu ayakkabı su alır karda yağmurda giyilmez ibareleri varken bu mayo havuz da deniz de renk solması olabilir yazan mayolar satıştayken ve bizler bunları aldığımız sürece başımıza daha neler gelir.

Halk olarak bilinçlenmek ve  yaptırım uygulatabilmek ise herhalde hayal........


Konu sonuçlandığında sizleri de bilgilendiririm.

Aldığınız herşeye dikkat edip firma ismine güvenmemekte fayda var buda bugünün kıssadan hissesi.


Sevgiler

Alev

Mersin Devlet Opera Bale Lüküs Hayat


Merhaba

Mersin e geldiğimden beri tiyatro izleyemez oldum. İstanbul da iken her ay en az 2 adet oyun seyrederdim. Şehir tiyatrolarında. Genel de de güzel eserler olurdu. Mersin de şehir tiyatrosu yok. Daha doğrusu var ama sanırım sadece 1 ay 2 oyun oynuyorlar. Malesef çocuk tiyatrosu da gelmiyor. İstanbul da her köşe başı çocuk oyunu buraya neden turneye gelmiyorlar bilemiyorum. Üstelik insanlar yoksun. Gelen oyunların hepsi kapalı gişe oynar. Ya bunu bilmiyorlar yada bilet fiyatları maliyeti karşılamıyor bilemiyorum. Velhasıl Mersin Opera Bale de Lüküs Hayat oynayacağını e-mail ile öğrendim ve geçen aydan biletimizi aldık.

Çok heyecanlıyım. Eser muhteşem kendini kanıtlamış hiç eskimeyen bir eser dedim bu kadar zamanın üstüne bir ziyafet akşamı olacak çok keyif alacağız.

Sonuç; hüsran ki ne hüsran. Oyunu ilk perde de terk ettik. Çok oyun izledim fakat bu kadar kötüsünü izlemedim desem yeri var. Ortaokul çocukları oynasa çok daha iyi olurdu. Piyes den bir farkı yoktu. Nesi mi kötüydü.

Kadın oyuncuların 1-2 tanesi hariç hepsi kilolu idi obeze yakın. Karakter genç güzel kız karakteri fakat oynayan orta yaşın üstü obez. Karakterle oyuncu oturmuyor kafada sakil duruyor. Tenisten gelen bir çift kız şişman çocuk incecik kızın ayağında topuklu ayakkabı ellerinde tenis raketi... Çukurova da olduğumuz buradan anlayabiliyoruz. Hadi diyelim görsellik önemli değil herkes her rolü oynar. Sahneye pat diye girip sözünü unutanlar mı ararsın yoksa sürekli dil sürçmelerimi hızlı konuşacağız diye bir sürü dil sürçmesi oldu bunları takip etmekten oyuna konsantre olamadım. Üstelik bunu yapanlar baş rol oyuncuları.
Mikrafonlar ise ayrı bir konu. Metalik sesler tiyatro ya çıplak sesle yapılır yada yukarıdan görünmeyen mikrofonlarla sesi ayarlarsın eğer salonun akustiği kötü ise biz oyunu izlerken oyuncuların nefes alışverişleri dahil her şeyi duyduk.
1933 de geçen bir oyunda günümüz Türkçe sinden sözler de olmamıştı. Ayrıca oyunun bir bölümündeki hırsız bölümünde siyasete dem vuruldu. Oyun 1933 şuan ki durumlardan bahsedip neden bütünlüğü bozduklarını anlayamadım. Bu arada yanlış anlaşılmasın siyasi mesaj ve tepkilerini göstermelerine kızmıyorum. Bu oyunda olmaz diyorum sadece. Dönem oyunu bu. Yani bence böyle.

Tek iyi olan şey iyi sesler vardı. Kadınlarında erkeklerinde şan eğitimleri iyiydi. E o kadarda olsun diyor insan yani sonuçta bu insanlar Devlet Memuru Devlet Opera ve Bale deler.

Yorumlarım biraz ağır oldu belki ama beklentim yüksekti. Ayrıca iyi hazırlanılmamış bir oyunla seyircinin önüne çıkmak kötü bir durum. Bu maaşı alabilmek için çalıştık diye bilmek için yapılmış gibi bir organizasyondu. Sanat gönülle yapılır. elimizde oyuncular böyle oyunculuklar böyle işte çıkardığımız oyunlarda böyle mi diyecekler. Git bölgeye yat gölgeye atasözü burada da geçerli sanırım.

İstanbul dakiler daha ağır şartlarda çalışıyorlar haftanın 4-5 günü gösterim yapıyorlar ama bu acemilikler yada bu boş vermişlikler onlarda yok.

Neyse bu ilk ve son oldu. Bundan sonra muhtemelen 1 kez daha gideceğim oda Buse yi bir baleye götürmek istiyorum. Bale izledikten sonra bir daha da gitmeyiz muhtemelen.

Bu şehrin çoğu şeyini seviyorum. Fakat bazı konularda gerçekten çok sığı ve çok taşra kalıyor. Üstelik büyük şehir olmasına rağmen. Genel bir kalite ve kalite anlayışı eksikliği var. Ya da biz İstanbul dan sonra burada burnu büyüklük yapıyoruz bilemiyorum.

Kendime de suç buluyorum. Beklentim çok yüksek olabilir. Fakat yukarıda yazdıklarımın çoğuda aslında olması gerekenler bence.

İstanbul'a gittikçe bol bol tiyatroya gideceğim. Çözüm şimdilik bu.....


Sevgiler

Alev

28 Ocak 2014 Salı

Hayal Kahvesi Mersin Necati ve Saykolar


Merhaba

Mersin'e hayal kahvesi açıldı. Bizde ne zamandır gitmek istiyor fakat bir türlü fırsat bulamıyorduk. Malum Buse hanım :) Okulların tatil olması ile birlikte Buse yi yolcu ettik. Buruk oluyor ayrılıklar tatil olduğunu geri geleceğini bilsen de. Allah hiç bir anneyi çocuğundan ayırmasın. Gittiği an burnunda tütmeye başlıyor.

Neyse bizde karı koca baş başa kalınca dedik yapmak isteyip de yapamadıklarımızı başlayalım yapmaya.

Cumartesi akşamı gittik Hayal Kahvesi'ne açılışında Feridun Düzağaç gelmişti kaçırdık. Cumartesi akşamıda hiç tanımadığımız bir grup vardı risk aldık. Dedik deneyelim. Normalde İstanbul da böyle bir risk alamazsınız. Çünkü içeri giriş parası orada yediğin içtiğinin bedeli böyle bir risk almak için ağır gelir. Fakat Mersin gözünü seveyim. Yemek yiyorsun konserden para almıyorlar :) Ayrıca yediğin yemeğin fiyatı da dışarıda herhangi bir yerde yiyeceğin fiyatla aynı... Seviyorum bu şehri. Grup Necati ve Saykolar. Bakalım ne yapacaklar derken yemeğimizi yedik sohbetimizi ettik. Mekan nezih saçma sapan tipler yoktu. Genel de sevgili kocacığım bu tip mekanlara karşı alerjik :) İçerideki krocanlardan ( argo oldu biraz ama kusura bakılmaz :) )  dolayı fakat bu mekan gerçekten kalite olmuş ailenin ve hatta her yaştan insanın rahat edebileceği yemekleride leziz bir mekan olmuş. Valla ağzım açık kaldı Mersin de böyle yer dedim. :) Tabi mutlu oldum bundan sonra eğlenmek istediğimizde müzik dinlemek istediğimizde gelebileceğimiz bir mekan.

Başka bir artısı içeride sigara içilmesine izin verilmiyor duman altı olmadan efendi gibi müziğini dinleyip demlene biliyorsun :)

Gelelim grup a Denizli den çıkmış bir grupmuş. Sesler ve yorum süper gitar saz sipsi davul herşey var. Süper yerli rock söylüyorlar. Eskilerden Barış Manço Cem Karaca dan güzel şarkılar var repertuarlarında en beğendiğimde herkesin bildiği bir kaç arabesk parçayı öyle güzel yorumlamışlar ki bu parçalar arabesk olmamalı kesin rock olmalıymış dedirttiler. Bazı türküleri de cover yapmışlar muhteşem di muhteşem çok eğlendik. Bu müzikal tarafıydı. Grup birde bildiğin show yapıyor gülmekten öldürdüler. Şarkılarla aşık atışmaları siyasi şakalaşmalar. Özellikle Türkiye nin şu döneminde bayaki bir ayakkabı kutuları, gezi parkı,hırsızlık olayları, padişah sokuşturmaları süperdi ve mekanda büyük alkış aldı. Tadında ve keyifli atışmalardı.

Güzel bir gece oldu. Kulağımızın pası silindi.Kurtlarımızı döktük. Yani ben döktüm. Bizim ağır abi :) ayıp olmasın diye şöyle bir silkelendi. Kurumsal duruşunu bozmadı :)
 ( Yetiştirilme ve toplum baskısı :) başka bir yazı da konu başlığım olsun bilimsel olarak anlatayım :) )


Grubun albümüde çıkacakmış. Alabiliriz o kadar beğendik.



Sevgiler

Alev


23 Ocak 2014 Perşembe

Babaanne ve İnsan Halleri



Merhaba

Yeni yıla biraz tatsız girmiştik. Bu yeni yıl yazıma da yansıdı tabi biraz. O yazımda bahsetmemiştim ama sebebi bir kayıbımızdı. Sevgili eşimin amcasını kaybettik. O moral bozukluğu ile döndük İstanbul dan ve doğru Tarsus a Babannemizin yanına.

Babaanne 85 yaşlarında daha bile fazla olabilir kesin doğum tarihi belli değil. Fakat kendisinin Koç burcu olduğunu iddia ediyor :) Tarsus ta tek başına yaşıyor. Burada çok güzel bir hikaye var. Aslında tek başına yaşıyor gibi görünse de babaanne mahalle ile beraber yaşıyor. bulunduğu yerde çok eski olduğu için herkesi tanıyor. herkesin çoluğu çocuğu torununa kadar. değişik bir yaşam hikayesi var aslında bir gün tamamını dinleyip yazmak isterim. Bildiğim kadarı kısıtlı. Şuan ki hayatını gözlemleyebiliyorum. Babaannemiz yanılmıyorsam 10 -12 doğum yapmış tabi hepsi yaşamamış. şuan da zaten hepsi hayatta değil ne yazık ki. Herhalde uzun yaşamanın da dezavantajı bu eşinin çocuklarının kardeşlerinin  vefatına şahit olmak. Bunlar her insanın kolay kaldırabileceği bir şey değil. Babaannemiz çok tatlı bir yaşlı çok pozitif ve benim tanıdığım yaşlılara göre de  hiç şikayet etmeyen bir insan. Yaşlılıktan ayakları ağrıyor onu bile şikayet etmiyor. E olacak tabi artık ağrılar yaşlılık deyip geçiyor. Espirili de tabi espirilerin çoğunu arapça yapıyor anlamıyorum ancak tercüme ile. Kısaca Arapça Türkçe karışık konuşuyor. Politika ve siyasetten anlıyor. Pek bir tahsili yok okuma yazma ama bu yaşta bile ülkede neler oluyor takip ediyor. Sohbet etmesi çok keyifli bir insan birde çocukları çok seviyor. Dedim ya Babaanne mahalle ile yaşıyor diye. Ne zaman evine gitsek kapısı en az 5 kere çalar. Komşu gelir bahçesinden sebze meyve getirir. Komşu gelir çarşıya gidiyorum bir şey lazım mı der. sütçü gelir köyden teyzeye süt getirdim daha yeni aldım ineklerden der cidden de ne sıcak süttü o bende adama para vermeye çalışıyorum. Meğerse düzenli gelirmiş o teyzenin payı dedi para almadı. İşte insanlık orada bir tokat gibi çarptı. vay be dedim. hala var böyle insanlar hala bu ülkede insanlar birbirlerine karşılıksız yardım ediyor. Yaşlılarına sahip çıkıyor. Mutlu oldum. Birçok değer gibi bu değerleri de yitirdiğimizi sanarken. Tabi sanırım bu durum sadece böyle küçük yerler için geçerli  fakat olsun yinede çok hoş birşey. Bir günde gittik baktık biri evi süpürüyor. komşu imiş karşı apartmandan genç bir hanım. bir şeye ihtiyacı varmı diye sormaya gelmiş elinde süpürgeyi bulmuş evi süpürüyordu :) Yani kısaca bizler gibi kalabalıkta ama yalnız yaşamıyor. Tam tersi yalnız ama kalabalıkta yaşıyor.

Cenaze dua vs. sebebiyle bu aralar çok daha sık gittik tabi. Yavrusunu kaybetti sonuçta insanların yaşı kaç olursa olsun. Fakat ölümü bu kadar olağan karşılamasını daha önce yaşanan diğer kayıplar nedeniylemi yok sa kadere ve Allah'a olan inancı nedeniyle mi bilemedim. Bizim ona söyleyebileceğimiz herşeyi o bize söyledi. Allah sabrını verecek diyor. Olgun inançlı.. Aslında ilk defa cenazesi olan birinin yanında kendimi çaresiz hissetmedim. yanında durdum elini tuttum ama onu teselli etmek için çaba sarf etmemize gerek kalmadı. Kendisi bunu gayet iyi yapıyordu. Zaten ben bu konularda çok özürlüyüm. Normalde baş sağlığı bile dileyemem. Konuşamıyorum kendimi kötü hissediyorum. Yada benim konuşmam karşımdaki için boş gelecekmiş gibi düşündüğümden yapamıyorum bunun.

Duyan geldi duyan geldi ilk hafta hiç yalnız kalmadı zaten kalabalık içinde yaşayan babaannemiz. Bende bir sürü gözlem yaptım. İnsanlar nasıl davranıyor kim kime neler yapıyor. Birbirinin yüzüne bakmadan tokalaşanlar mı arararsın birbirine sarılıp öpüp sonra karşılıklı konuşmadan yere bakıp oturanlar mı? Bunlar o kişilerin aslında küs olduğunu gösteriyor.  O ortamda üzüntüsü olan bir kaç kişi vardı gördüm. Onun dışındakiler ise figüran yada vazife gibi oradalardı.

Gelenek olarak yaygın olan cenaze sonrası yemek ve tatlı işini ben anlayamazdım. Eşim de benim kafada. Hayır için yapılır diyorlar da neden o yemeklerden yada tatlıdan yakınlarda yiyor. Cenaze de tatlı yeme alışkanlığı nereden gelmiştir.
(Çok küçük bir ayrıntı burada cenazesi olan ailenin evinin önüne çadır kuruluyor ve taziye aynı zamanda da istenirse dua orada yapılıyor. kalabalık çevresi olanlar için iyi bir hizmet belediyenin hizmeti başka yerlerde varmı bilmiyorum.)

Dua bitti sadece akrabalar eve girdiler. Herkes bir kenara çekilip yemek yemeğe başladı. sohbet muhabbet garip geldi. Zaten hep garip gelirdi. Biz eşimle biraz daha durduk sonra ayrıldık. Çok üzgünüz. daha doğrusu ben eşim nedeniyle çok üzgünüm onun acısını paylaşıyorum. Babam gibi severdim dediği için içimde hissettim acısını. Ayrıca babaanne içinde üzüldüm. Eşim babaannenin bir sürü torunundan bir tanesi fakat en sevdiği torunu :) Haftada en az 2 kere telefonda konuşurlar.  İkisi de birbirine çok düşkün Allah ikisine de uzun sağlıklı ömürler versin.

Biraz kasvetli bir yazı olmuş gibi görünse de aslında bir çok duygu durumu ve insan halini anlatıyor.

Neşeli sağlıklı üzüntüden uzak sevgi dolu insanlarla çevrili bir hayatınız olsun dileklerimle

Sevgiler

Alev