16 Eylül 2013 Pazartesi

Penne Ala Votka



Merhaba

Haftasonları bizim kendimizi ödüllendirdiğimiz günlerden haftasonu dışındaki 5 gün ödül mödül yok. Sebze salata gayet light bir hayat sürüyoruz malum kilo alma korkusu :)

Cuma akşamı Home Tv de tarifleri izlerken bir makarna tarifine takıldım. Dedim mutlaka denemeliyim. Yabancı mutfaklar bazen bizim damak tadımıza gore olmuyor fakat aralarda super lezzetlerde çıkıyor.

Dünde bu tarifi hemen yapmaya karar verdim. Malzeme eksiklerimi alarak.

Penne Ala Votka

Malzemeler

6 adet iri domates çok su vermeyenlerden
1 ortaboy soğan
6 adet sarmısak ( isteseniz azaltabilir yada arttırabilirsiniz)
200 gr mascarpone peyniri
200 gr mozzarella
50 gr parmesan
1-3 dal taze fesleğe
1/2 çay bardağı votka
1 çorba kaşığı tereyağ
1 çorba kaşığı sıvıyağ
( yağ dengesini damak tadına gore ayarlaya bilirsiniz
500 gr ( 1 kutu) Barılla Penne Makarna ( Kalem diyede geçiyor) ( Barilla yada Pastavilla marka makarnaları tek geçerim.)
yarım çay bardağı su ( yada tavuk suyu)

Yapılışı

Önce domatesleri ortadan 2 ye bölüp fırın ızgarasına dizerek 200 derece ısıda 40 dk pişiriyoruz. ( sure uzun gelebilir domateslerinizin olgunluğuna bağlı sureyi kısaltabilirsiniz) Domateslerin üzerine fırına vermeden once biraz zeytinyağı tuz ve karabiber gezdirin.

Diğer tarafta soğan ve sarmısakları bir tencerede pembeleşinceye kadar kavuruyoruz.Üzerine votka yı ekleyip çektiriyoruz 5-10 dakika da çekiyor. Sonra üzerine suyu ekliyoruz yine biraz çekmesi için bekliyoruz. Bu arada domateslerimiz fırından çıkıyor.  Dilerseniz kabuklarını soyun dilerseniz kabuklu  olarak tencerenin içine alıyoruz. Ardından maskarpon peynirini ekliyoruz. Fesleğenleri kopararak ekliyoruz. Tuz karabiber ekledikten sonar blendar ile çekiyoruz tüm malzemeyi. Çektikten sonra biraz daha kaynatıyoruz bir iki taşım ama çok değil.

Bu arada bir tencere de makarnalarınız haslamayı unutmayın :)

En son sos ve makarnayı bir fırın kabında harmanlayın. Üzerine mozorella ve permasan peynirlerini serpin. 200 derece fırında üzeri kızarana kadar 10-15 dak pişirin..

Afiyet olsunnn.

Tadı super oldu. zaten domates sarmısak fesleğen üçlemesinin lezzetli olmadığı bir yemek daha görmedim. :)

İçinde votka var diye aldırmayın. Yoğun yada keskin bir tat vermiyor. Ben en çok ondan çekinmiştim. :)


Sevgiler

Alev





5 Eylül 2013 Perşembe

Yaz Rehaveti



Merhaba

Yaz ayı geldi geciyor. Benim üzerimden yaz rehaveti gidemedi bir türlü yazılacak bir sürü yazım var. Geziler var anlatmak istediğim ama bir türlü kafamı toparlayıp da yazamadım.

Okulların açılmasını bekliyorum sanırım. Mersin de ki güzel sonbaharı. Akşamları hava serinlemeye başladı. Yanlış anlaşılmasın sadece akşamları 30 derecenin altına düşüyor bir iki derece biz buna serinleme diyoruz :) Fakat bir sır verebilirim. Yazı çok sevmeme ragmen yağmuru ve üşümeyi birde çorbayı özledim. :)

Gecen gün düşünürken son 1 yılımı değerlendirdim. Tam bir dinlenme alışma ve rehabilitasyon olmuş benim için. Sonra da bir korkuya kapıldım anlamsiz acaba 1 senem boşa mı geçti. Yapmak istediklerimin ne kadarını yapabildim diye. Tembelleştiğimden korktum. Fakat sonra öyle olmadığını anladım. İhtiyacım varmış soluklanmaya.

Buraya geldiğimde buradaki insanların yavaş hayatları bana çok garip gelmişti. Fakat bende ayak uydurdum sanırım bu yavaşlığa.

Ekim ayı ile birlikte yeniliklere yelken acıyorum. Uzun zamandır hayalini kurup yapamadığım bir şeyi yapıcam. İnsan çok isterse oluyormuş bunu birkez daha gördüm. Psikoloji üzerine yüksek lisans yapmaya başlayacağım. Çok heyecanlıyım. Psikolojinin derinliklerinde neler neler öğrenicem merak içindeyim. Ayrıca hem cevreme hemde kendime faydam dokunur belki. Çözmek istediğim anlamak istediğim çok konu olduğunu olduğunu fark ettim. Bunların neden ve sonuçlarını da bulmayı planlıyorum. Terapi seasları :) Kendi çabalarımla öğrendiğim bir çok konu olmuş. Bunlarıda üniversiteki mulakatta farkettim. Mulakatı yapan profesörle konuşurken aynı dilden konuşabildiğimizi görmek konuya aslında çokta yabancı olmadığım izlenimi bıraktı bende tabi Profesörde şaşırmadı değil. Mülakatı geçmem kolay oldu. :)

Ayrıca birde becerebilirsem İnsan kaynakları yönetimi üzerine 2. üniversiteyi okumayı düşünüyorum. 1 yıl boş geçti diye kendime çok mu yükleniyorum bilemedim. :)

Buse bu sene 3. sınıf oluyor. bir telaşta bu dersler zorlaşacak ve biz ne yapıcaz merak ediyorum. Ödev konusu hala bir muamma ve biz aile olarak Sabah 8 akşam 5 okulda olan öğrencilere ödev verilmesine karşıyız. Direnanne bu seneki rolum olacak sanırım.


Haftasonun da yeni bir koy keşfettik. Mersin de Akkum bölgesine yakın. Hem suyu çok sıcak değil di hem derindi ve kayalıkları olması nedeniylede  gözlüklerimizle bir kaç çeşit balık görme zevkine eristik. Buse bayıldı. Denizaltını keşfetmenin keyfi ile sudan hiç çıkmak istemedi. Denizden çıktıktan sonar da kimi görse  anlattı. Çizgili,sarı,makas kuyruklu balıkları.

Çocukların dünyası bizimkilerden çok farklı ve çok daha renkli. Amacım büyüdüğünde dahi bu rengi ve bu bakış açısını kaybetmemesi olacak.

Yaz tatili olması ve sitemizde yaşıtı çocuklar olması nedeni ile Buse yi daha iyi gözlemleyebildiğimi ve digger çocuklardan farklılıkları olduğunu görmekde ayrı bir zevk. Bazen kendim ile gurur duyuyorum. Diğerlerinden farklı bir fert yetiştirebildiğim için.


Eylül bitmeden yapılacak çok işim var aslında henuz konserve işine başlayamadım. Şu okul hengamesini  atlattıktan sonra başlayacağım inşallah.

Şimdilik olan biten bu kadar.

Sevgiler

Alev




23 Ağustos 2013 Cuma

CEHENNEM



Merhaba

Bu yaz şimdiye kadar  okuya bildiğim kitaplar

1- Ayşe Kulin - Dönüş
2- Zülfü Livaneli - Kardeşimin Hikayesi
3- Dostoyevski - Suç ve Ceza
4- CEHENNEM - Dan Brown



Bu kitaplardan en çok beğendiğim Cehennem oldu. Soluksuz okunan  bir kitap ayrıca çokta öğretici. Sanat tarihine ilgisi olanlar, İtalya ya ilgisi olanlar, macera severler, kusursuz kurgulanmış bir kitap isteyenler için müthiş bir kitap diye bilirim. Okurken hem çok şey öğrendim hemde çok keyif aldım. Şiddetle tavsiye ederim.

Diğer kitaplara gelince Dönüş Bora'nın Kitabı serisinin devamı bu kitabıda hızlı okudum. Fakat ben Ayşe Kulin kitaplarını zaten hızlı okurum. Dili akışkan olduğu için.

Kardeşimin Hikayesi ni okurken oldukça sıkıldım. Fakat sonuna biraz şaşırdım. Yine de çok tavsiye edemeyeceğim :(

Suç ve Ceza herkesin bildiği gibi iyi bir klasik. Ben biraz psikolojisine dikkat ederek okudum.Eğer sabun köpüğü kitaplardan hoşlanıyorsanız sıkıcı gelebilir. Fakat bence farklı yaş aralıklarıyla tekrar tekrar okunması gereken bir kitap her yaşınızda farklı bir sonuç çıkarabilirsiniz.

Sırada okuyacağım bir dolu kitap var.

Bana kolay gelsin

Sevgiler

Alev

20 Ağustos 2013 Salı

HaşHaşlı Çörek

Merhaba

Bu sefer ara biraz fazla oldu. Malum yaz mevsimi gezmeler tozmalar bitmiyor. Gezi yazılarımı daha sonar yazacağım sırayla fakat öncesinde geçen gün denediğim ve kendisi muhteşem olan bir tarif vermek istiyorum.

İstanbul a giderken geçen sefer Ankara üzerinden değil de Afyon üzerinden gittik. Afyon a gitmişkende Haşhaş ezmesi almadan geçmeyeyim dedim.

Geçen hafta itibariyle evimizle ve ben özellikle mutfağımla hasret gidermeye başladım. Mutfağa girip yeni şeyler deneme zamanı. :)

Haşhaşlı Çörek

Malzemeler

1 Büyük Çay Bardağı Ilık Su
1 Büyük Çay Bardağı Ilık Süt
Yarım Çay Bardağından az Sıvı Yağ
1Yemek Kaşığı Şeker
1 Çay Kaşığı Tuz
1 Paket İnstant Maya
Aldığı kadar Un ( ben 3 su bardağı ile yoğurmaya başladım sonar üzerine hamur yumuşak bir hal alıncaya kadar ekleme yaptım. Hamur fırınlarda satılan ekmek hamuru kıvamında oluyor.)

3 Yemek Kaşığı Ezilmiş Hashaş ( ben kavanozda ezilmiş yağlanmış hazırlanmış haşhaş kullandım.)
Yarım çay bardağı sıvı yağ


Yapılışı

Hamur malzemelerini karıştırıp yumuşak bir hamur elde ediyoruz. 10 dk kadar kenarda bekletiyoruz.

Hamuru 3 Parçaya bölüyoruz. Sonra bu parçaları elimizi hafif yağlayarak masanın üzerinde açıyoruz. çok ince olmak zorunda değil açtığınız hamur.

Açtığınız hamurun üzerine yağ ile seyreltilmiş haşhaş ezmesini sürüyoruz ve hamuru rulo yaparak katlıyoruz. rulo halıne getirilmiş hamuru 3 parmak genişliğinde kesip yağlanmış tepsiye dik olarak diziyoruz. Kalan digger parçalarada aynı işi uyguluyoruz.  Önerim geniş bir kaba dizmeniz. Çünkü  hamuru 30 dk mayalanması için bıraktığınızda kabarıyor. Kullanacağınız tepside mayalanmaya yetecek kadar boş alan kalması önemli.

200 derece lik fırında 20-25 dk pişiriyoruz.

Çıkınca yumuşacık çörekleriniz olacak. Ertesi gün daha da yumuşuyorlar.

Afiyet olsun.

Sevgiler

Alev



5 Haziran 2013 Çarşamba

Doğa Aşıkları İçin COMO



Merhaba


Como şehri o şaheser gölünden alıyor bu ismi. Milano dan yaklaşık 1 saatlik bir yolculuk ile ulaşıyorsunuz. Bu cennetten bir köşe olan şahane şehire.

Aylardan Nisan, Alpler tüm heybeti  ve karlı zirveleriyle sizi muhteşem göz ziyafetine davet ediyor.

Coma ‘ya girer girmez etrafa bakmaya doyamıyoruz fakat vakit hayli ilerlemiş,yorgunuz ve karnımız aç. Kalacağımız pansiyonu aramaya koyuluyoruz. Pansiyonu bulduğumuz da hayranlığımız biraz daha artıyor. Küçük, şirin, ağaçlıklar içinde kenarından deresi akan tertemiz bir yer doğa ile iç içeyiz. Yolculuğa çıkmadan önce internet üzerinden kalacak yer ayırtabilirsiniz. Ufak olmasına rağmen çok temiz ve nezih pansiyonlar bulmak mümkün.

Elimizde haritamız başlıyoruz çalışmaya. Bizim turumuz iki kişilik rehberde tur operatorüde biziz. Hiç bilmediğimiz bir yeri keşfetmenin tadı doyumsuz. Ertesi sabah erken kalkıp heryeri gezmeli bu güzel doğa harikasını içimize sindirmeliyiz.

Mevsim nedeni ile sabah bizi kuvvetli bir yağmur karşılıyor.Fakat hazırız eminizki bu şehrin yağmuru bile bir başka. Yağmura rağmen atlıyoruz havaalanından kiraladığımız arabamıza haritamiz elimizde başlıyoruz tura.

Gölün kenarında bir sağa bir sola bakınıp dururken gölün üzerinde bir ada karşılıyor bizi. Yüksek ve yemyeşil heybetli ağaçları ile Isola Comacina.  Şiddetli yağan yağmura rağmen bir elimizde şemsiye bir elimizde fotograf makinası basıyoruz denklanşöre çok güzel kareler var elimizde. Adaya ulaşım teknelerle sağlanıyor. Fakat biz kıyıdan izlemekle yetinip yeni yerleri keşife çıkıyoruz.

Bu bölge villa larıyla ve botanik bahçeleri ile ünlü güzergahımız Tremezzo bölgesindeki Villa Carlotta. Bu arada Tremezzo dan yarım saatte bir göl üzerinde feribotlar sefer yapıyorlar sizi karşı kıyıdaki kasabalara götürüyorlar. Fakat biz gölün çevresini arabayla gezmeyi tercih ettik. Hiç bir güzelliği kaçırmak istemiyoruz.

Villa Carlotta ya geldiğimizde yağmur duruyor. Mis gibi toprak kokusu sarıyor her yanımızı. Önce villayımı bahçeyimi gezsek diye tereddütte kalıyoruz. Görsel ziyafeti sona bırakma kararı alarak binanın içini gezmeye başlıyoruz. Binanın içi çok zevkli döşenmiş.  Her yer mermer ve naif işlenmiş eşyalarla bezenmiş. Camlardan görünen manzaraya bakmaya doyamıyoruz. Tüm ihtişamı ile Alp’ler ve Como Gölü ayaklarımızın altında.

Villa nın içini bitirdikten sonra sizi içine çeken, karşı koyamayacağınız bir bitki örtüsü karşılıyor sizi burası bir botanik bahçe.

Güneş açıyor. Çiçeklerin renkleri berrak daha bir temiz renk uyumu inanılmaz. Pembeler, morlar, kırmızılar, yeşile ve maviye ne kadarda yakışıyor. Kuş cıvıltıları arasında her çiçeğin ağacın resmini çekerek ilerliyoruz. Bahçedeki süs havuzunda kurbağalar var irili ufaklı bakmadan geçilmez. Kurbağalara da selam verdikten sonra hayranlık ve imrenme duygusuyla uğurluyor bizi Villa Carlotta.

Tremezzo dan ayrılıp Bellagio ya doğru yola koyulma zamanı. Yol üzerinde güzel bahçeli,mimarileri şahane binalar bahçeler ufak şelaleler eşlik ediyor eşim ile bana.

Bu bölge kesinlikle ilkbahar da gezilmeli her yer taze tüm doğa görsel bir şölen sunuyor.

Bellagio’ya vardığımız da yemek molası veriyoruz. Göl kenarında yüzen kazlar eşliğinde nefis makarnalarımızı yiyip dinlendik. Dikkatimizi çeken başka bir konu her yerin tertemiz olması. Doğa temiz, toprak temizi, su temiz. Doğal olarak da yiyecekler sebze ve meyveler çok lezzetli. Como da yediğimiz domatesin tadı çocukluğumuzda yediğimiz domates tadında idi. Çevreyi temiz tutup sağlıklı kalıyorlar anlaşılan.

Şimdi; gitmeden önce hayatımızın dönüm noktası olacağını bilmediğim ve çok büyük bir mutluluk yaşadığım Villa Melzi’ye doğru yoldayız.

Villa Melzi arazi olarak Villa Carlotta dan çok daha büyük bir villa bu binalarda zamanında bir ailenin yaşadığına inanmak istemiyor insan. Burayı gezmek yaklaşık 2 saatinizi alacaktır. Villanın bahçesi botanik park ve milyonlarca bitkiye rengarenk çiçeklere ev sahipliği yapıyor. Bahçedeki binalar beyaz ve manzara ile bir uyum içinde. Mermer heykeller ve bahçenin göl kıyısına doğru eski tip bir kadırga tablo gibi duruyor karşımızda.

Villa Melzi’nin içerisinde bir de aile chapel’i yer alıyor. Ufak fakat görkemli bir mekan diğer binalarda olduğu gibi burasıda mermer. Chapel den çıktıktan sonra bahçenin diğer tarafından gezmeye devam ederken karşımıza şahane bir kamelya çıktı. Renk renk begonvillerle süslü kamelya ; burada dur ve soluklan diyor sanki.  Bu kamelyanın bizim için farklı bir anlamı var. Ben hayran hayran kendimi kaybetmiş çiçeklere bakarken sevgili eşim beni kamelyanın altına çağırıyor ve hiç beklemediğim bir anda ‘Hayatlarımızı birleştirmeye ne dersin?’ diyor ve bu kamelyada buna şahit oluyor. Ortamın ve teklifin güzelliği ile sarhoş olan benim dilim tutuluyor sanki ve sadece  EVET diye biliyorum. Böyle bir teklif için buradan daha uygun bir yer olamaz sanıyorum. Özellikle bekar çiftlere şiddetle tavsiye ederim bu büyülü ve romantik ortamı.

Bu tatlı şaşkınlığım geçtikten sonra yola devam ediyoruz. Bellagio’nun içini gezip otelimize gitmeyi hedefliyoruz ki baya bir yorulduk.

 
 
Bellagio çok şirin bir yer ve yolda başka bir güzellik karşılıyor bizi. Kendi halinde çağlayan ufak bir şelale. Bir ufak mola da burada verip fotograf çektikten sonra yolumuza devam diyor ve akdaşama doğru Como nun merkezine ulaşıyoruz.

Burada irili ufaklı birçok restaurant ve cafe mevcut. Akşam yemeği için pizza tercih etmenizi öneririm. Kırmızı şaraplarıda gayet lezzetli.

Günümüz burada noktalanıyor. Ertesi gün Milano ya gitmek üzere şirin pansiyonumuzda uykuya dalıyoruz.

Bu gezi için 3 gün yeterli çevrede çok güzel botanik parklar ve villalar mevcut. Como ‘nun gündüzleri çok renkli. Fotograf makinalarımızın gözlerimiz kadar iyi görüntü alamamasına hayıflanarak Como’ya veda ediyoruz.

Başka bir baharda mutlaka tekrar buluşmak üzere.....
 
Sevgiler
 
Alev

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Kapikaya Kanyonu


Merhaba


Cumartesi günü İstanbul dan kardeşim ve eşi geldiler. Bizde bu aralar yoğunlukla yaptığımız tur rehberliğini biraz daha geliştirerek çevredeki yeni oluşumları gezilecek alanları bir miktar inceledik. Çok profesyonel bir cümle oldu :) Aslında sevgili eşimle Mersin de bir sokakata tesadüfen Kapıkaya kanyonu ve Varda köprüsü günü birlik gezisi yazısını okuduk ve evrekaaa dedik. Biz buraya gideriz.

Haftasonu havanın biraz bulutlu olması nedeni ile denize gitmekten vazgeçtik ve internetin başına çöreklendik. :)

Adana'nın Karaisalı İlçesinden gidiliyor bu kanyona biz Mersin'den otobana girerek ulaştık bu doğa harikası yere. Görünce bayıldım. Burnumuzun dibindeymiş biz görmemişiz duymamışız.

Kanyonun tamamı 20km imiş fakat ancak 4 km si yürüyüşe açık. Kanyonun etrafında kendiliğinden çıktığı belli olan zakkumlar dikkati çekiyor. Çınar ağaçları ve çam ağaçlarıda cabası. Bir çok değişik bitki ve çiçek türünede rastladık. Hatta maydanoz ve naneleri de görmek şaşırtıcıydı. Akan su muhtemelen karların erimesinden ve içerisinde alivyonlar getirmesinden dolayı çamur rengi olsada kanyon içerisindeki o serin ve temiz hava muhteşemdi.



 
Kanyonun sonuna doğuru gelindiğinde çam ağaçları sıklaştı ve incede olsa gürül gürül sesi ile şelale karşımızdaydı. Yol boyunca yürümekten ziyade Buse nin soruları bizi oldukça yordu. Fakat Buse'nin burayı beğenmesi ve 4 km yürüdükten sonra bile keşke daha uzun olsaydı. Akşama kadar yürüseydik demesi bizi bayaki şaşırttı. Çok şanslıyız kızım doğayı seviyor. Yerden değişik yüzeyli taş ve kaya parçaları topladı. Biz koparma desekte ilgisini çeken değişik bitki ve çiçeklerden bir miktar örnekler aldı. :) ( Kopardı demiyorum çok kurumsal bir dil ile örnekler topladı :) )
 
 
Buradaki gezimiz bittikten sonra otobana çıkmayıp köylerin içinden gitmeye karar verdik. Sonrasında da gelişte otobandan geldiğimize pişman olduk çünkü aradan gittiğimiz köy yolları çok daha güzeldi. Yemyeşil ağaçlıklı yollar ufak ufak köy evleri yol üzerinde birde Alman köprüsü diğer bir adı ile Varda Köprüsü'ne rastladık. Onun fotografını çekmeyi unutmuşum :( Bu köprüde İpek yolu ile Bağdat yolu üzerinde olan bir köprü imiş. Bunun dışında internette köprü ile ilgili mühendislik harikası şeklinde bilgiler yer alıyor. Yaya geçişine kapalı bir köprü üzerinden tren geçiyor çünkü yine etrafı ağaçlık hoş bir yapıt.
 
Gezimizi yol üzerinde Tarsus a girerek tamamladık. Misafirlerimiz Tarsus'un da tarihi yerlerini gezdikten sonra kebap eşliğinde ve yorgun olarak günü sonlandırdılar :)
 
Yolu Adana yada Mersin'e düşen herkesin görmesini tavsiye edebileceğim mekanlardı. Çok keyifli bir gezi oldu.
 
Gezgin aile yollarda devam edecek :)
 
Sevgiler
 
Alev

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Anneler Günü ve Kanlıdivane'de Konser



Merhaba

En güzel kutlanan anneler günüm bu yıl oldu. Sabah uyuyan güzellerim uyandılar Anneler günümü kutlayıp sarıldılar. Sonra da beni kahvaltıya götürdüler. Halbuki ben ev de hazırlardım kahvaltıyı yorulmayayım diye imiş. Sevgi ile yapılan hiç bir iş insanı yormaz dedim. Ünlü bir düşünür gibi. :)

Hava bu aralar bozuk Mersin de rüzgar var yağmur yağıyor ara ara bugün de öyle günler den.  Kahvaltıdan çıkıp büyük annenninde anneler günü kutladıktan sonra eve dönemye karar verdik. Yolda bir çiçekcinin önünde durduk bende saf saf bakıyorum niye durduk diye. Beni indirdiler çiçekcide ve tabiri caiz ise sen gezin şuralarda deyip beni araziye saldılar. :) çok güzel bahçe çiçekleri vardı. İçim gitti elbet bir bahçem olacak ve ben o ağaçlardan çiçeklerden ekicem ellerimle. Neyse iki kafadar çiçekciden ellerinde yeşil kırmızı çok hoş bir çiçekle çıktılar. Bana beraber seçmişler. Çok hoşuma gitti. Eve gelincede aldıkları diğer hediyeleri çıkardılar. Avm ye gidip beraber hediye seçmişler uyanıklar hiç haberim yoktu. Çok güzel şeyler çıktı paketlerden ama asıl güzel olan benim için yazdıkları notlardı. Onlar hediyelerden çok daha değerliler.

Günün süprizleri bitmedi. Hediye merasiminden sonra ve Kanlıdivane ye doğru yola çıktık. Cumartesi günü 12. Mersin Müzik Festivali başladı. Çok değerli sanatçılar müzikaller ve klasik müzik dinletileri yapılacak önümüzdeki 10 gün bende bu festivale katılamayacağız diye üzülüyordum eşimin iş seyahatleri nedeniyle ki öyle olmadı en azından  bir tanesine katılabildik.

Biraz ansiklopedik bilgide olsun dedim. :)
Kanlıdivane, (Canytellis, Kanytella) Mersin’in Erdemli ilçesindeki antik kent.
Antik Olba Krallığı’nın kutsal yerleşim yeri olan kentin tarihi MÖ 3. yy.a kadar gitmektedir. MS 4. yy.da adı Neapolis olarak değişen kent en parlak dönemini yaşamıştır. Bizans İmparatoru II. Theodosius (408-450), bu alanda kutsal bir Hristiyanlık merkezi kurmuştur.
Kent, 60 metre derinliğinde geniş bir obruk etrafında kurulmuştur. Doğal bir çöküntü alanı olan bu çukura efsaneye göre Roma çağında suçlular atılıp vahşi hayvanlara yem edildiği için kente Kanlıdivane denilmiştir. Obruğun içinde divan üzerinde oturan bir kadın ve iki erkek kabartması yer alır. Yağmur sularıyla toprak rengine bulanan bu kabartmalar nedeniyle kente Kanlı Divan denildiği ve zamanla Kanlıdivane’ye dönüştüğü de anlatılır. Merdivenlerle inilen çukurun, büyüklüğünden ötürü tanrısal olduğu düşünülmüş ve kent tarih boyunca dinsel bir merkez olmuştur.
Obruğun etrafında kesme taştan yapılmış bazilikalar, caddeler, kaya mezarları, sarnıçlar, kaya kabartmaları bulunur. Güneybatısında MÖ 2. yy.dan kalma bir kule vardır. Kulenin kitabesinde, Tanrı Zeus için rahip-krallardan Olbalı Tarkyaris'in oğlu Teukros tarafından yaptırıldığı yazmaktadır.
Kentte bulunan üç nekropolden kuzeydekinin en yüksek yerinde Kraliçe Aba'nın kocası ve iki oğlu için yaptırdığı anıtsal mezar bulunur. Obruğun bir kilometre güneybatısındaki Çanakçıkaya mezarları Kilikya İmparatorluğu’nun soylularına aittir ve üzerlerinde bunu belirten rölyefler vardır. Obruğun çevresindeki bazilikalar 4. yy. sonları ile 6. yy. ortaları Bizans dönemi eserleridir.
19. yy. ortalarında Fransız gezgin Victor Langlois tarafından keşfedilen kent, 70’li yıllarda yapılan kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Yöredeki ilk arkeolojik araştırmaları Prof. Dr. Semavi Eyice gerçekleştirmiştir.
Akustiği çok iyi olduğu için günümüzde konserlere ev sahipliği yapmaktadır.


Evet Akustiği muhteşem olduğu için orada konser dinlemenin tadı bir başka oldu. Fatih Erkoç konseri vardı. Müzik kalitesi yüksek olan bir sanatçı ve akustiği güzel tarihi bir yer olunca dinleti tadından yenmedi. Üstelik şakır şakır yağan yağmur bile engelleyemedi bizi. Şemsiyelerimizi ve portatif koltuklarımızı alıp güzel bir yere yerleştik. Bir yandan konseri dinlerken bir yandan da yorumlar yaptık kendi aramızda eşimle :) produksiyon biraz daha para harcasaydı daKon anfileri obruğun içine doğru sarkıtsalardı çok daha muhteşem sesler duyabilirdik diye :) çok bilmiş ailesi ne olacak.

Mersin de yaşamanın güzelliklerinden biri daha işte evden çıktık ve yarım saat sonra aslında şehrin çok dışında antik bir yerde hemde önceden bilet filan almadan pat diye mis gibi konsere giri verdik. Üstelik her yerde yaptıkları gibi burada çocuklarıda ayrı ücrete tabi tutmadılar ve içeri almamazlıkta yapmadılar. Buse nin böyle şeylere şahit olması daha bu yaşlardan böyle kültürel etkinliklele büyümesi beni çok mutlu ediyor. Yavrum arada sıkıldı aslında fakat anneler günü diyede ses çıkarmadı tembihlenmiş :) Kafadarlar iyi çalışıyor.

Eee artık tamam eve gidiyoruz derken günün son süprizide eşimden geldi. Bir restaurantta yer ayrıtmış hadi buyrun yemeğe dedi. Üzerimizi evde değiştirdikten sonra Rakı Balık olayına girdik. Dışarıda da öyle bir yağmur yağıyordu ki yağmurun sesinden verdiğimiz siparişler zor duyuldu. Gök delindi sandım.

Velhasıl çok güzel bir gündü. Emeği geçen sevgili eşime ve 9 yaşına gelmiş bebeğime çooook çookk teşekkür ederim. İyiki varsınız. Beni çok özel hissettirdiniz bugün.


Biz böyle güzel bir gün yaşadık. Fakat Hatay da çok acı olaylar olmuş. Biz gazete tv den uzak duran insanlar olduğumuz için haftasonunda haberimiz olmadı. Pazar akşamı eve gelince sosyal medyada gördük. Çok üzüldüm. Eli kolu bağlı olmak beni daha da üzdü ve sinirlendirdi. Bu ülke nereye gidiyor. Çocuklarımız ne olacak. Son zamanlar da ne kadar kötü olaylar oluyor.  Kinsiz stratejisiz huzurlu ve dingin günler yaşamak ümidiyle daha fazla söyleyecek birşey bulamıyorum.

Sevgiler

Alev