13 Şubat 2014 Perşembe

Keskinoğlu ve Tavuğa Özlem


Merhaba

Geçen gün gazetede bir haber okudum. Tavukçular tesislerine doktorları diyetisyenleri ve gazetecileri çağırarak gezdiriyor diye. Merak ettim tamamını okudum. Kafam biraz karıştı biraz mantık yaptım fakat hala gönül rahatlığıyla bir sonuca varmadım.

2 seneye yakın bir süredir paketli tavuk almıyorum, dışarıda zaten yemem çabuk zehirliyor tavuk beni eğer iyi değilse ve bu risk ki göze alamıyorum. Bir kaç kötü tecrübeden sonra.

İnternette ki sosyal paylaşım sitelerinde gezinen bunlar tavuk değil tümör insanı kanser yapar yemeğin yedirmeyin söylemlerinden güvenim sarsılmış ve korkmuş bir anne olarak tavuk yemesek ölmeyiz dedim ve babamların kümesi dışında kesilmiş tavuk yemedik.

Fakat bazende canımız tavuk istiyor. Hasta olduğumuzda bir tavuk suyu çorba içip şifa bulmak istiyoruz, hemen aklımıza TÜMÖR geliyor vazgeçiyoruz.

Gazete de okuduğum yazı; internette çıkan bu haberler nedeniyle kişi başına tüketilen tavuk yıllık 20 kilodan 17 kilo ya düşmüş. Bunun üzerine Keskinoğlu Tesislerine doktorları gazetecileri davet etmeye başlamış. İnternette çıkan haberleri yalanlıyor ve açıklama yapıyorlar. Açıklamalar mantıklı geldi bana ama nedense yinede tam inanamadım.

Açıklama şöyle ; Tesislerinde 2 farklı tür tavuk bulundurdukları ifade ediyorlar biri yumurta için diğeri et için yetiştirilenler. Et için yetiştirilen tavuklar serbest kümeslerde yerde yetişen doğal tavuklarmış. AB standartlarına uygun olarak 1 metre kareye 14 adet düşecek şekilde konumlandırılıyorlarmış. 4 kg yem yiyorlar ve 2 kg canlı ağırlığa ulaşıyorlar. Bu tavuklar yapıları gereği 45-60 günde kesim ağırlığı olan 2 kg a geliyorlarmış. Broiler cinsi tavukmuş.

Yumurtlayan tavuklar serbest gezinim yaptığı ve 65 haftaya kadar verimli oldukları için biraz daha yaşlanmışken kesiliyormuş. Geç pişmesinin sebebi kas yapısının çokluğu ve aslında bizim kullandığımız tabirle kartlaşmış tavuk oluyor da diyebiliriz. Bizim şikayetimiz ne bu tavuklar tavuk mu 15  dakikada pişiyor eskiden öyle miydi falan diyoruz. 60 günde kesilen hayvan ile 65 hafta  yani 1 yılı geçgin yaşayan hayvan arasında aslında fark olması normal geliyor bana.

Hormon olayına gelince; yetkililer hormon vermenin çok maliyetli birşey olduğunu ve kazançlarının zaten bunu karşılamayacağını ayrıca hormonun su ile yada yem ile verilemeyeceğini sadece enjeksiyon yapılması gerektiğini ve mevcut tavuklara enjeksiyon yapabilmeleri için en az 3 bin kişi daha çalıştırmaları gerektiğini söylüyorlar. Şimdi eğer durum gerçekten böyle ise hiç bir işletme böyle bir maliyetin altına girmez diye düşünüyorum.

Yemler gdo lu diyorum kendi kendime firma diyor ki yerli mısır ile besliyoruz ithal mısır kullanmıyoruz.

E diyorum antibiotik ne olacak ? 2006 yılında yasaklanmış antibiotik kullanımı.

Şimdi bir tarafım diyor ki inan ve güvenle al evine ailene yedir bu tavuklardan bir tarafım da burası Türkiye bize neler neler yedirdiler yine de yedirirler diyor.

Ben işin içinden çıkamadım. Sizler ne yapıyorsunuz. Farklı nereden bilgi alabiliriz. Ne yapmak lazım?


Sevgiler

Alev


12 Şubat 2014 Çarşamba

Dostluk


Merhaba

Yarıyıl tatili nedeniyle İstanbul'a çıkartma yaptık. :) Tabiki bir şehri şehir yapan yaşanmışlıklar ve dostlar.

Gider gitmez hasret gidermemiz lazımdı. Hepimiz farklı yerlerdeyiz. Ben Mersin de Çiğdem Dalyan Şenay ve Yaprak İstanbul'da ( sefil hayatlarına devam ediyorlar :) ) Şaka bir yana biz Çiğdem ile İstanbul da gezinirken söylendiğimiz şeylerin aynı olduğunu fark ettim. Ufff ne soğukkk offf ne kalabalık ahhh ne kadar gürültü var :)
Neyse güzel olan arkadaşlık dostluk. EEE 4 hatun toplanıp ne yapar tabiki kadıköy de rakı muhabbeti. Kadıköy'de bir mekana gittik Adıı Benusen. Arkadaşımız ayarladı ona laf yok sağolsun mekan güzeldi. Fakattt mezeler felaketti. Yada bizim damak tadı öyle gelişti ki memleket nedeni ile bana biraz yavan geldi. Ne fava fava gibiydi ne patlıcan salatası :) kendi yemeklerimi övmüş gibi olmayayım fakat ben hepsinden daha güzel yapardım. :)

E zaten yemek bahane sohbet şahane durumu olduğundan konuya fazla takılmadık. Kah güldük kah sinirlendik, kah sistemi eleştirdik, kah eskileri yad ettik. Güzel bir akşam oldu.

Tabi çocukların okulları ile ilgili mevzuları konuşurken Yaprak sanırım biraz bayıldı fakat gülü seven dikenine katlanır :)


O güzel Dost akşamından

İnsan başka yerlere göç ettiği zaman en çok dostlarını arıyormuş. Benim çok kalabalık bir arkadaş çevrem hiç bir zaman olmadı. Belkide hayat çok fazla izin vermedi çalışıp hayatın sorumluluklarını yüklenmem gerekirken çok arkadaş ortamlarında olamadım. Fakat beni hayatta tutabilecek sayılı da olsa dostlarım var. Sonradan fark ettim ki ben zaten öylesine gündelik boş konuşmak için arkadaş istemiyorum çevremde samimi sıcak insanlardan ufakta olsa bir çevre yetiyor bana.

Mersin e geldiğimden beri yalnız hissediyorum. Tabiki bir çok insanla karşılaştım tanıştım fakat insanın kapısını çalıp sorgusuz sualsiz içeri girip  hadi bana bir kahve yap diye bileceği insanların etrafında olmaması, Nedensiz canın sıkıldığında kendini birinin yanına atıp off bugün çok canım sıkılıyor dediğinde seni irdelemeye çalışmadan iyi vakit geçirmeni sağlayacak insanların çevrende olması çok önemliymiş. Burada çok güzel bir hayatım olmasına rağmen bunları özlüyorum.


Bu da Ada ve Buse dostluğu ömürlük dostluk.

Belli bir yaştan sonra dost edinmek zor onu anladım. Kızım bu konuda çok şanslı doğduklarından beri beraber olduğu bir dosta sahip iler dede çok büyük ihtimalle devam edecek arkadaşlıkları etsinde insanın böyle dostluklara her zaman ihtiyacı var. Beraber gülüp beraber ağlayabilecekleri günleri olsun....

Ben arkadaşlarımı ne kadar özlediysem kızlar da bir birlerini o kadar özlemişler. Ara ara durup sarılmaları Türk filmlerine taş çıkaracak cinsten.

Tatil boyunca sadece 2 gün görüşebildiler, malum sayılı zaman çabuk geçiyor. Buse sürekli bana soruyor anne Dalyan a gidebilirmiyiz. Bende gideriz tabi diyorum. Götürmeyide çok istiyorum. görüşsünler diye bende arkadaşımı görebileyim diye. Bir tek vize sıkıntımız var :) onuda aşarsak tadından yenmez ama aşamasakta ben yinede bir yolunu bulup çocukları buluşturmayı hedefliyorum. Büyüklerin sıkıntıları çocukları yormamalı.



Bu da süpriz hediye küpelerim :) çok güzeller. Güzel olmalarının sebebi bir dosttan gelmeleri tekrar teşekkürler Çiğdem. Tabi sadece o da değil bir de bir hikayesi anısı olması. Bu küpeleri her taktığımda O akşamki hediye değiş tokuşunu ve Şenay'ın altın dışında küpe takamadığını hatırlayacağımm :) 

Güzel bir gülümseme ile bitiriyorum yazımı.

Sevgiler 

Alev

11 Şubat 2014 Salı

Patlicanlı Ricottalı Lazanya


Merhaba

Tabiki bir tatil ve zararlı günü :) Cumartesi pazarları hafta içinde aklımızdan geçirdiğimiz ama yiyemediğimiz yiyecekleri tüketebildiğimiz gün. :)

Geçen gün tv de gezinirken Patlıcanlı Ricottalı Lazanya tarifi ile karşılaştım. Lezzetini tahmin ettim ve bizim damak tadımıza uyacağını düşünerek bunu yapmalıyım dedim.

Malzemeler

1 kg a yakın domates ( Ben çeri kullandım kış olduğu için yazın her türlü domatesten olur)
1 kg patlıcan
400 gr lık bir paket ricotta peyniri
1 su bardağı mozarella
3-4 dal fesleğen
Yarım paket yada arzu ya göre 1 paket Lazanya yaprağı
Zeytin yağ


Yapılışı

Domatesler yıkandıktan sonra tepsiye alınır. Üzerilerine biraz zeytin yağ gezdirip bir tutam tuz ve karabiber biraz da kekik ile karıştırılıp fırında közlenmeye bırakılır. 30 dk 200 derece de domatesler patlıyor yumuşuyor.ak

Diğer tarafta 1 kg patlıcan közlenir. Közlenen patlıcanlar ezilir ve ricotta peyniri ile karıştırılarak bir harç hazırlanır. İçine isteğe göre tuz ve karabiber de ekleyebilirsiniz.

Fırından çıkan domatesler rondo ya alınır üzerine fesleğenler eklenir ve çekilir. Sulu bir sos oluyor.

Lazanya kabına önce domatesli sos dökülür üzerine yaprak lazanyalar onun üzerine patlıcanlı harç sonra tekrar yaprak lazanya sonra domates sos sonra patlıcanlı harç ve bir miktarda mozarella konularak kat kat malzeme bitene kadar dizilir. En üste domates sos, mozarella veya taze kaşar ile kaplanır.

200 derece fırında 30 -35 dk pişirilir.

Lezzet Yorumları : Genelde hazır alınan lazanyalar da kutunun üstündeki gibi tarifi uygularsanız kuru oluyor. Bu domates sos lazanyanın pişmesi ve yumuşamasını sağlıyor. Ricotta peyniri bize çok yoğun geldi. Bu nedenle bir sonraki yapışta peynir yerine hafifi sulu bir beşamel sos yapmayı düşünüyorum. Tabi peynir beşamelden daha faydalı yada peynir ölcüsünü biraz azaltıcam. Sizde ricotta nın tadını seviyorsanız ölçüde verilen kadar kullanabilirisiniz. Fakat sevmiyorsanız diğer yöntemleri deneyebilirsiniz.

Domates sosunun tadı ve közlenmiş patlıcan uyumu ise şahane oldu. Denemenizi tavsiye ederim.

Bu arada ricotta bizim taze çökeleğimsi peynirin biraz daha ıslak hali yaparken çökelek gibi bir peynir bile kullanabilirsiniz. Mozerella yerinede taze kaşar olabilir.


Afiyet Olsun

Sevgiler



31 Ocak 2014 Cuma

ROMA Seyahati


Merhaba

Uzun zamandır yazmak istediğim fakat bir türlü fırsat bulamadım bu yazıyı yazmaya, kısmet bugüneymiş. Bu yaz tatilimizde Berlin ne gitmeye karar verdik. Oradan yaşayan arkadaşlarımızı ziyaret edecektik. Hemde daha önce görmediğimiz bir yerdi. Açıkçası çok merak etmiyordum fakat yurt içinde tatil yapmak yurtdışında tatil yapmaktan daha ucuza gelebiliyor bazen.

Almanya dan vize almak imkansız gibi. Bizde ne yaptık? Vefalı dostumuz İtalya dan başvurduk Shengen için ve 6 ay multi giriş çıkışlı vizemiz sorunsuz bir şekilde çıktı. Bir kerede daha başvurursak herhalde bizi vatandaşlığa alırlar :) Vizeyi aldığınızda daha sonraki başvurularda sıkıntı yaşamamak için ilk girişimizi İtalya ya yapmak zorundaydık ve bu sefer de ROMA ya gidelim dedik. Adet yerini bulsun. Biz gittiğimiz ülkelerde daha çok bilinmedik yada çok popüler olmayan yerleri gezmeyi tercih ediyoruz bu nedenle ROMA bizim için bir ilkti. 

Roma yı gördükten sonra çok hayran kaldık. Fakat biz kesinlikle doğa insanlarıyız. Toprağın bir parçasıyız fazla tarih bize fazla geliyor. Ayrıca ROMA yı 1 günde gezdik diyebiliriz. süper hızlı bir program oldu canımız çıktı yalnız keyifli vakitte geçirmedik değil.

Roma'ya gitmeyi hedefleyenlere tavsiyem kesinlikle Temmuz ayında gitmeyin. Gidecekseniz de sıcağı göz önünde bulundurun ve çok rahat bir ayakkabı hatta terlikle gidin. ( Roma da olduğumuz süre içinde ki bu tam 24 saat ayaklarım 2 numara büyüdü ayakkabılarımı orada terk ettim ve bir terlik aldım)

Roma ya gitmeden önce internet sitelerinden baya bir araştırma yaptık. Tabi oraya gidince gerçeklerle de karşılaştık ve mantık çerçevesinde az bir para ile ulaşımımızı sağladık.

Tavsiyeler : 

Eğer 1-2 gün kalacaksanız Roma Pass pahalıya geliyor. Otobüs biletleri 1.5 euro çift yön kullanılabiliyor. Biz Termini Tren İstasyonuna yakın bir otel de kaldık. Tren kullanırız dedik fakat istasyonun önündeki otobüs durakları ideal kullanmak için şehrin her yerine gidiyor otobüsler. 

Colosseum a illa gireceğiz diyorsanız korkunç bir kuyruk var. Eğer sıra beklemeden girmek isyorsanız online bilet alıp online bilet gişesinden sıra beklemeden bileti alıp girebilirsiniz. Ayrıca ROMA Pass aldı iseniz onunla da sıra beklemeden girebiliyorsunuz. 

Bizim oraya gittiğimizde bundan haberimiz oldu bu nedenle biz o kuyruğu Türk usulu hallettik :) Belki ihtiyaç olur diye yazıyorum baktık kuyruğu beklesek akşam olacak ve biz giremeyeceğiz. Zaten sabah inmişiz Roma ya ve ertesi gün ayrılmak zorundayız. Aşkım sırada beklerken ben sıranın en önüne gittim orada Macar lise öğrencileri vardı şansıma onlara para verdim ve bizim içinde bilet almalarını istedim. Sağolsun aldılar. Bizde sıra beklemeden Colosseum u gezdik. Buradan da kendilerine teşekkür ediyorum yoksa gezemeyecektik. Çok ulvi bir iş yaptılar. :)


Zafer... 1.5 saat kadar gezdik içeride ondan sonra da diğer noktalar için ayrıldık. Daha gezilecek bir sürü yer var ve bizim zamanımız sınırlı expres bir seyahat ile Aşk çeşmesi ve İspanyol Merdivenleri bizi bekler. 

Buraları bulacağız diye elimizde harita başladık yürümeye 40 derece üstü sıcak yerler siyah taş ve biz yürüyerek seyahat ediyoruz. Dedik bu sıcak neyapar bize Çukurova dan geliyoruz biz heytt heyyt. Yandık kuruduk çarpıldık. Allah tan şehrin muhtelif yerlerinde buz gibi suyu akan çeşmeler vardı da hem her yerimizi yıkadık hemde içme suyuna para vermedik. Buzz gibi lezzetli yer altı suları var ister için ister yıkanın ayaklarımı o soğuk suda küçültüp ayakkabıya sığdırabildim.

 Meşhurr Aşk Çeşmesi
Bu da meşhurr AŞK .........


Çok kalabalık bir mekan burada biraz dinlenme fırsatı bulduk yerlerde oturduk. Donduma yedik çevresinde güzel dondurmacılar var. Tavsiye edilir.
Çeşmenin etrafında soluklanırken bir polis'in kovalaması üzerine dinlenme bitti ve yine düştük yollara İspanyol Merdivenleriii......


İşte geldik merdivenlere resim çektik. Sonra birbirimize baktık ve yooo hayır merdivenleri tırmanmayacağız dedik aynı anda :) 

Otele dönmek için son hamlemizi yaptık. Keçi gibiyiz yalnız Allah'ımızı kaybettik. Otele gittik saat 16.00 suları duş ve uyku. saat 18.00 de kalktık çıktık dışarı yemek yiyeceğiz İtalya ya kadar gelmişiz bir lazanya yemeden asla gitmem. 

Roma şehri iki parçadan oluşuyor bir nehir geçiyor ortadan akşamda nehirin diğer tarafını gezelim keşfedelim dedik. Termini den bir otobüse atladık. 24 saat geçerli otobüs biletimiz var. Bu biletler 24 saat sınırsız heryöne bine biliyorsun.

Geçtik diğer tarafa gezindik güzel bir restaurant bulduk. Lazanya süperdi şarapta tabiki yer bulmakta zorlandığımıza değdi.

Yemekten sonra biraz daha yürüdük akşamıda güzel oluyor ROMA nın dedik ve otobus beklemeye başladık. Ben bindiğimiz otobusle geri dönmemiz gerektiğini savunurken sevgili eşim ne fark eder hepsi hemen hemen aynı yere gidiyor binelim birine macera olur dedi ve macera başladı. 

Colosseum un geceki ışıklı halini görücez derken kendimizi Roma'nın banliyösun de bulduk. Saat 24.00 sorduk nerede inelim diye bir durak söylediler. Bir tren istansyonu bulduk başladık beklemeye mantık olarak bütün trenler termini istasyonuna gider :) orayada gittik mi otele varmış oluruz. Ayaklarım sızlıyor. Etrafta garip garip adamlar yorgunluk diz boyu ve ben ağlamak üzereyken tren geldi bindik. Otele vardık nasıl uyuduğumu bilmiyorum. Bu arada merak etti iseniz kavga etmedik :) Çünkü risk alınmadan macera yaşanmaz sonradan hatırlayıp gülebileceğin anılar oluşamaz :)

Ertesi gün Vatikan öğlenden sonrada uçağımız var Berlin'e uçucaz....

Vatikana gittik gitmesine de içeri giremedik. Buradaki kuyruk colosseum dakinin 2 katı idi.  Buraya giriş içinde online rez. yaptırmakta fayda var derim. Dışarıdan gezdik. Etrafını gezdik. Sonra Roma nın içine geri döndük.

Vatikan




Mechul Asker Anıtı ve müzesini de gezdik. Güzel di. Tabiki bir kaç da kilise gezip 24 saatte ROMA gezimizi tammaladık. Çok yorulduk fakat bir o kadarda hayran kaldık. Tarihi doku hiç bozulmamış şehirde dolaşırken sanki hala o dönemlerde yaşıyormuş gibi hissediyor insan :)


Gezinin devamı Berlin onuda başka bir yazım da anlatırım artık :)


Sevgiler


Alev





29 Ocak 2014 Çarşamba

Avgadı Yaylası Mersin


Merhaba


Yağmurlu bir pazar günü; bir gece öncede geç yatmıştık. Buse olmayınca biraz uyuyabildik. 9 gibi kalktık. Kahvaltı yaptık nasıl sallanıyoruz. Hava yağmurlu olunca bir miskinlik çöktü üstümüze. Hemen teyakkuza geçtim. Bir tatil günümüz kaldı. Şöyle baş başa gezelim toz alım yeni bir şeyler keşfedelim. Ne zamandır yapamıyorduk bu gezilerden. 

Termosumuza doldurduk kahvemizi vurduk kendimizi yollara. Önce nereye gidelim diye bir süre düşündük. Sonra benim Facebook da üye olduğum bir gruptan esinlenerek MERDOG ( Mersin Doğa Gezginleri) Avgadı yaylasına çıkalım dedik. Aslında bu grubun güzel gezileri oluyor eğer sevgilimi ikna edebilirsem ki zor görünüyor bizde bu grupla gezilere katılabiliriz. Bizimki özgür ruh kimseye bağlı kalmak istemiyormuş kendi arabasıyla gidip kendi gezmek daha iyiimiş bu nedenle bireysel takılıyoruz.

Erdemli ilçesinden 30-35 kilo metre ötede bu yayla. Bu aradada bir sürü köy geçtik. Aşağıdaki resimler bu köyler deki yapılar. Taş evler çok hoşuma gitti. Yalnız köyler çok pis ve düzensizdi. İnsaat molozlar mı ararsın tarla otlarımı.??? Neden böyle pis bir milletiz hala anlamış değilim. Üstelik müslümanız ( Temizlik imandan gelir) kesinlikle gayrimüslümler bu konuda bizden çok daha iyi durumda. Köyler de gayrimüslüm dokunuşlu evler görmek mümkün hemen anlaşılıyor. İşlemelerinden duvarlarından. 

Buradaki yaylalar daha çok engebeli tırmanışı dik yerler fakat burası değişikti. Denizden 1300 metre yüksekte bir düzlük alan. Plato sanırım tarım arazileri vardı fakat çok bakımsızdı. Kış olduğu için belkide çünkü aşağıda sıcaklık 12 derece idi yukarıya çıktıkça en son 5 dereceye kadar düştü.

Esnaf keyifsizdi. Normalde bu mevsimde kar düşüyormuş oraya insanlar kar görmeye gidiyormuş. Daha kalabalık oluyormuş fakat bu sene kar yağmadığı için işler düşükmüş. Yazın tabi her yaylada olduğu gibi orası da canlanıyormuş. Yazında görülebilecek bir yer. Hatta eğer sert kış başlarsa kar görmeye de çıkarız belki kim bilir. Geçen sene ocak ayında başka bir yaylada vardı kar gitmiştik. Fakat bu sene biraz daha sıcak geçiyor. Yağmur bile daha 3 gündür yağıyor. Koca mevsim de tek bir damla yağmur düşmedi. 

Yolda giderken limonları portakalları gördüm içim acıdı. Ağaçların yaprakları sap sarı olmuş. susuzluktan. Geçen senelerde ne güzel görünüyordu sarılı yeşilli. 


Aydınlar Köyü yaylanın başlangıcı giderken görüp gözümüze kestirmiştik bu sucukçu yu dönüşte affetmedik tabi :) Genelede sucuklarımızı yayladan almayı tercih ediyoruz kasap yapımı sanki daha güzel oluyor. Fakat bu sucuklar o kadar iyi değildi. Karnımızı doyurup dönüş yoluna geçtik.

Hüseyinler Köyünden bir taş ev


Burasıda muhtarlık binası ve Cami


Bazen bu köyler de dolaştığımız da diyorum ki bu insanlar da Mersin de yaşıyor. Fakat dünya dan çok uzak gibiler. şehire çok yakınlar fakat şehir hayatında da bir o kadar uzaklar.
Taş evleri bahçeleri gördükçe buralarda yaşamalı diyorum. Fakat sonra da Mersin in içinde bile yalnızım arkadaş bulmak oldukça zor bu dağın başı köyde insan ne yapar diyorum. Belki yaşlanınca diyorum. O zaman da cancazım diyor ki yaşlanınca uzaklara köylere gidemeyiz. bize kim bakacak hastane lazım postane lazım o da doğru bir yandan. Ne yapacağımızı konuşa konuşa yolda bir de limon molası vererek ( Evin ihtiyacı limonları bahçelerden topluyoruz göz hakkı) Mersin e döndük.

Spor a gittik. Hava oldukça soğuktu bütün gün üşüyünce kendimizi sauna da bulduk kemiklerimiz ısındı ohh dedik sporumuzu yaptık yüzdük yıkandık paklandık döndük evimize pestilimiz çıkmış. Vurduk kafayı yattık.

Güzel bir pazar oldu. Bakalım bir sonraki yolculuğumuz nereye olacak. Hava soğuk olduğu için dışarıda pek yürüyüş yapamadık. Darısı güneşli günlere.......


Sevgiler

Alev




TEPEHOME ŞİKAYET


Merhaba

İnsan her zaman güzel şeyler yazamıyor. Geçen sene Mersin e yerleşirken bütün evimizin eşyasını Adana TEPEHOME dan aldık. Gerekçemiz de kurumsal firma sorun yaşarsak bize yardımcı olurlar. Merdiven altı mobilyacılardan alıp uğraşmayalım. Garantili ürün alıyoruz. Falan diye kendimizi kandırmışız.

Meğer hiç bir fark yokmuş yeni anladık. Daha 1.5 yıl olmadı eşyaları alalı bir koltuk takımımın berjerlerinde sorun oldu. Sorun daha önce hiç görmediğim bir durumdu. Sırt tarafındaki kumaşlar yırtıldı. Durup dururken. Üstelik üzerinde doğru dürüst oturmadık bile. Mutfakta duruyorlar biz daha çok salonda oturuyoruz. Kumaş çürümüş oturduğumuzda üzerimize toz geliyordu anlam veremedik bir kontrol edeyim dedim bir bastırdım ve yırtıldı kumaş. Bu durumda hemen aradım TepeHome u müşteri hizmetleri beni aldığım bayiye yönlendirdi. Adana ile görüşmeniz lazım diye. Adana ile görüştük ekip gönderip bakacağız dediler. Tamam dedik. Ha geldiler ha gelecekler 45 gün geçti. Sebep olarak da Mersin e sevkiyatlarının olmadığını öne sürüyorlar. Şansa kadere Mersin de müşteri çıkarsa alışveriş yapan bir zahmet bizim şikayete de bakacaklar. 45 dakikalık yol için 45 gün bekledik. Bu arada kaç kere müşteri hizmetleri ile görüşme yaptık bilmiyorum. Ürün garantili. Garanti süresi dolacak onlar gelene kadar.

Gelen uzman!!!!! Koltukların resimlerini çekti. Koltuklarım cam önünde duruyor ve storlarım kapalıydı. O storları da açtırdı. Resim net çıksın ışık gelsin diye. Bizde pzt sizi ararlar koltuk kumaşı seçmeye davet ederler. Koltuklarınız garanti kapsamında kaplarız dedi.

İyi dedik. Pazartesi geçti taa cuma oldu. Aradılar. Koltuklarınız dış etkenlerden etkilenmiş garanti kapsamı dışında demez mi?  Cinlerim tepeme geldi. Dedim nedir o dış etkenler Kimyasal kullanarak temizlemiş olabilirsiniz yada koltuklar cam önünde duruyor güneşten koruyamamışsınız demez mi? Daha da çıldırdım. Evdeki diğer koltuklarda birşey yok. Ben manyak mıyım bir tek mutfaktaki koltukları kimyasal asitle sildiricem koltuk çürüsün diye. Diğer koltuklarımda salonda cam önünde duruyor ve evim malesef güneş alıyor neden onlarda böyle birşey olmadı. Dediğimde cevap yok. Güneşten koruyamamışssınız ozaman dedi storumuz yokmuymuş. Dedim bu koltukları kuzey kutbunda satıyorsunuz sanırım. Üzerine yazsaydınız öyle ise güneşte ve güneş alan evlede kullanılmaz showroom içindir yada bodrum katta kullanabilirsiniz diye. Telefondaki kız aciz haklısınız dan başka birşey demiyor. Çözüm olarak da alırken zaten dünya kadar para vermişim ücret karşılığı kaplayabiliriz. Dedi şaka gibi......

Açıklama çok komik. Güneşten olmuş birde başka hiç bir müşteri şikayet etmemiş. Ben evimdeki koltuğun üzerine örtü örtecekmişim. İyi ki telefonda idik yüz yüze değildik diye dua ettim.

Tepehome yönetim kuruluna mail attık bekliyoruz bakalım bir ilgilenen çıkacak mı diye çünkü internette müşteri önemli hizmette sınır yok diye naralar atmayı biliyorlar.

Ayrıca Tüketici haklarına şikayette bulunucam araştırıp mahkemeye vereceğim çok sinirlendim. Dalga geçmelerine. Garantiyi de neye verdiklerini anlayamadım.

Aslında sorun temel. Ülke kurumsal olamazsa bu şirketler kurumsal kisvesi altında her haltı yiyorlar. Artık bilinçli müşteri olmakta bir işe yaramıyor. Garanti belgesinde bu ayakkabı su alır karda yağmurda giyilmez ibareleri varken bu mayo havuz da deniz de renk solması olabilir yazan mayolar satıştayken ve bizler bunları aldığımız sürece başımıza daha neler gelir.

Halk olarak bilinçlenmek ve  yaptırım uygulatabilmek ise herhalde hayal........


Konu sonuçlandığında sizleri de bilgilendiririm.

Aldığınız herşeye dikkat edip firma ismine güvenmemekte fayda var buda bugünün kıssadan hissesi.


Sevgiler

Alev

Mersin Devlet Opera Bale Lüküs Hayat


Merhaba

Mersin e geldiğimden beri tiyatro izleyemez oldum. İstanbul da iken her ay en az 2 adet oyun seyrederdim. Şehir tiyatrolarında. Genel de de güzel eserler olurdu. Mersin de şehir tiyatrosu yok. Daha doğrusu var ama sanırım sadece 1 ay 2 oyun oynuyorlar. Malesef çocuk tiyatrosu da gelmiyor. İstanbul da her köşe başı çocuk oyunu buraya neden turneye gelmiyorlar bilemiyorum. Üstelik insanlar yoksun. Gelen oyunların hepsi kapalı gişe oynar. Ya bunu bilmiyorlar yada bilet fiyatları maliyeti karşılamıyor bilemiyorum. Velhasıl Mersin Opera Bale de Lüküs Hayat oynayacağını e-mail ile öğrendim ve geçen aydan biletimizi aldık.

Çok heyecanlıyım. Eser muhteşem kendini kanıtlamış hiç eskimeyen bir eser dedim bu kadar zamanın üstüne bir ziyafet akşamı olacak çok keyif alacağız.

Sonuç; hüsran ki ne hüsran. Oyunu ilk perde de terk ettik. Çok oyun izledim fakat bu kadar kötüsünü izlemedim desem yeri var. Ortaokul çocukları oynasa çok daha iyi olurdu. Piyes den bir farkı yoktu. Nesi mi kötüydü.

Kadın oyuncuların 1-2 tanesi hariç hepsi kilolu idi obeze yakın. Karakter genç güzel kız karakteri fakat oynayan orta yaşın üstü obez. Karakterle oyuncu oturmuyor kafada sakil duruyor. Tenisten gelen bir çift kız şişman çocuk incecik kızın ayağında topuklu ayakkabı ellerinde tenis raketi... Çukurova da olduğumuz buradan anlayabiliyoruz. Hadi diyelim görsellik önemli değil herkes her rolü oynar. Sahneye pat diye girip sözünü unutanlar mı ararsın yoksa sürekli dil sürçmelerimi hızlı konuşacağız diye bir sürü dil sürçmesi oldu bunları takip etmekten oyuna konsantre olamadım. Üstelik bunu yapanlar baş rol oyuncuları.
Mikrafonlar ise ayrı bir konu. Metalik sesler tiyatro ya çıplak sesle yapılır yada yukarıdan görünmeyen mikrofonlarla sesi ayarlarsın eğer salonun akustiği kötü ise biz oyunu izlerken oyuncuların nefes alışverişleri dahil her şeyi duyduk.
1933 de geçen bir oyunda günümüz Türkçe sinden sözler de olmamıştı. Ayrıca oyunun bir bölümündeki hırsız bölümünde siyasete dem vuruldu. Oyun 1933 şuan ki durumlardan bahsedip neden bütünlüğü bozduklarını anlayamadım. Bu arada yanlış anlaşılmasın siyasi mesaj ve tepkilerini göstermelerine kızmıyorum. Bu oyunda olmaz diyorum sadece. Dönem oyunu bu. Yani bence böyle.

Tek iyi olan şey iyi sesler vardı. Kadınlarında erkeklerinde şan eğitimleri iyiydi. E o kadarda olsun diyor insan yani sonuçta bu insanlar Devlet Memuru Devlet Opera ve Bale deler.

Yorumlarım biraz ağır oldu belki ama beklentim yüksekti. Ayrıca iyi hazırlanılmamış bir oyunla seyircinin önüne çıkmak kötü bir durum. Bu maaşı alabilmek için çalıştık diye bilmek için yapılmış gibi bir organizasyondu. Sanat gönülle yapılır. elimizde oyuncular böyle oyunculuklar böyle işte çıkardığımız oyunlarda böyle mi diyecekler. Git bölgeye yat gölgeye atasözü burada da geçerli sanırım.

İstanbul dakiler daha ağır şartlarda çalışıyorlar haftanın 4-5 günü gösterim yapıyorlar ama bu acemilikler yada bu boş vermişlikler onlarda yok.

Neyse bu ilk ve son oldu. Bundan sonra muhtemelen 1 kez daha gideceğim oda Buse yi bir baleye götürmek istiyorum. Bale izledikten sonra bir daha da gitmeyiz muhtemelen.

Bu şehrin çoğu şeyini seviyorum. Fakat bazı konularda gerçekten çok sığı ve çok taşra kalıyor. Üstelik büyük şehir olmasına rağmen. Genel bir kalite ve kalite anlayışı eksikliği var. Ya da biz İstanbul dan sonra burada burnu büyüklük yapıyoruz bilemiyorum.

Kendime de suç buluyorum. Beklentim çok yüksek olabilir. Fakat yukarıda yazdıklarımın çoğuda aslında olması gerekenler bence.

İstanbul'a gittikçe bol bol tiyatroya gideceğim. Çözüm şimdilik bu.....


Sevgiler

Alev