3 Mayıs 2013 Cuma

Çilekli Pasta

Merhaba

Cuma akşamı kayınvalidem e davetliydik. Bende hazır çileğe takmışken çilekli pasta yapayım dedim.

Sıvadım kolları elimdeki çikolatalı pasta tarifini çevirdim  çilekli pastaya.

Malzemeler

Pandispanya
3 Yumurta
3 Kahve fincanı toz şeker
3 Kahve Fincanı un
1 Çay Fincanı süt
1 Paket kabartma tozu
Yarım çay kaşığı tuz

Krema

4 Su bardağı Süt
12 Çorba kaşığı şeker
3 çorba kaşığı un
Yarım paket margarin
1 Bardak Süt ( Pandispanyayı ıslatmak için )
200 gr Çilek

Toz şeker ve yumurtayı bir kaba koyarak boza kıvamına gelene kadar çırpma teli ile elde çırpıyoruz.  sonra içine un süt ve kabartmatozunu karıştırıp çırpmaya devam ediyoruz. iyice karışınca 170 dere fırında pişiriyoruz. 30 dak. kadar


Krema malzemelerinin tamamını tencereye alıp karıştırıyoruz. ve muhallebi olana kadar karıştırıyoruz.  muhallebi kıvamına geldiğinde blendır da çektiğimiz çilekler püresinde muhallebinin yoğunluğunu seyreltecek kadar katıyoruz. Hem rengi değişiyor hemde bir aroma veriyor.

Daha sonra pandispanya soğuyunca ortadan kesiyoruz. alta pandispanya üzerini sütle ıslatıyoruz krema döküyoruz diler seniz çilekle yada muzla yada karışık istediğiniz meyva ile diziyoruz. Sonra üzerine geri kalan pandispanya parçasını koyup kalan kremayı pastanın heryerini sıvayacak şekilde sürüyoruz. Pastanın üzerinide dilerseniz çileklerle süsleyebilrisiniz. Benim birazda çilek pürem kalmıştı ondan da ekledim.

Afiyet olsun

Alev







 

0

Dut Ağacı Oradan Buradan

Merhaba

Uzun zamandır yazmadım ya birikmiş anlaşılan içimdekiler şimdi arka arka ya geliyor. Tabi bunda balkon sezonunun açılmış olması etkilimi bilemiyorum. Yazında bu balkonda oturup yazılarımı yazıp bir yandan denizin kokusunu içime çekmek çok hoşuma gidiyordu. Yine üretken mi olmaya başlıyorum ne belkide toprağın üstündeki karların eriyerek doğanın uyanması gibi bu havalar da beni uyandır dı ne dersiniz?

Şimdi ben bu aralar kendimi bazı şeylere kayıtsız gibi hissediyorum.  TV haberlerini izlemiyor gazetelerin sadece başlıklarına bakıyor ve sanki kendi dünyamda yaşayıp gidiyor gibiyim. Bence şuan ki düşüncem doğru yapıyorum. Ama bu sefer de hiç bir şeye direnmiyorum hiç bir konuya taraf olmuyorum. Ülke de bir sürü olay cereyan ediyor fakat sanırım ne düşünmeme gerektiğini bilmediğimden kendimi ağaçlara kuşlara çiçeklere bahara denize veriyorum. Fakat takip ettiği kadarı ile ; tamam canım dünyada bir haberiz dediysek o kadar da değil sosyal medyadan da takip ettiklerim var tabi. Üzülüyorum sadece ve elimden gelen bir şey olduğunu da malesef düşünemiyorum. Ülke aslında karışıklık içinde fakat her şey normal miş gibi yaşanmaya devam ediyor. Bir çok yönden bakmaya ön yargılı olmamamya çalışıyorum. Bazen bize öğretilenlerinde mesnetsiz olduğunu gördüm çünkü yaşadıkça. Barış nidaları yükseliyor bana bunların hepsi danışıklı döğuş geliyor bu benim fikrim. Gazete başlıklarına bakıyorum. Hergün başka bir olay ve hepsi sabun köpüğü gib unutuluyor. Barış var milli içecek ayran var thy ye kırmızı ruj yasağı var, Suriye de savaş var. Ki o çok ayrı bir mesele tam bir yazı yazılabilir üstüne. Milletvekili diğer milletvekiline ana avrat küfür ediyor. Diğeri diğerinin ayağına basıyor. Hangi birine yorum yapayım bilemediğimden külliyen bırakıyorum.

Sadece Suriye konusunda bir dip girmek istiyorum. Son Antep ve Urfa gezisinde kamplarını gördüm gerçekten  çok üzüldüm. Fakat bir de Mersin de yaşayan altlarında son model arabaları olan engüzel evlerde oturan ve laf aramızda emlak piyasasını gelmeleriyle allak bullak eden bir Suriye li grupta var ki ben onlara kendimce sözde mualifler diyorum onlarada acıyasım gelmiyor acıkcası bizim kendi halkımız onların yanında beter şartlarda yaşıyor. Üstelik belkide beni asıl rahatsız eden buralarda kendi topraklarıymış gibi dolaşıyor olmaları belkide . Neyse derin meselelere girmeyeceğim dedim ama duramadım.  Uzun lafın kısası herşey yalan bu dünyada paran varsa herşey vız geliyor tırıs gidiyor. Savaşmış afetmiş hastalıkmış parası olana koymuyor. Olan yine her zaman ki gibi garibana oluyor.  Ayrıca yine yazmadan geçemeyeceğim sokaklarda artık çok sık gördüğüm ve sinirimi bozmaya başlayan önde yürüyen bir erkek arkada siyah çarşaflı 4 kadın ve bir sürü çocuk......

Neyse sıkıcı bir yazı olmasın dut ağacı dedim bir resim koyayımda keyfimiz yerine gelsin.

Mersin in üstünde bir köydeki piknik restaurantın bahçesinden çok güzellerdi hem görüntüleri hem tatları.
 
 
Bu ilin doğal güzelliklerine bayılıyorum. Sıkı durun yeni çılgın projemiz gözümüze kestirdiğimiz bir kaç köyden arsa bakmaya başladık. Bahçeli ev hayali bir köy evi hayali ile tamamlanacak sanırım :)
 
 
Hadi seviyorum tüm insanlığı bugün
 
Sevgiler
 
Alev



Bahardan Yaza



Merhaba

Bu aralar çok ara verdim. Elim gitmedi bir türlü yazı yazmaya. Bayaki bir uzatmalı bahar yorgunluğu yaşadım. 2 aya yakın sürdü. Tam artık dr a gitmeliyim yeter sıkıldım bu uyku halinden dedim ki.. Geçti. Aslında geçmesi de garip mis gibi serin havalar bana uyku yaptı şimdi bildiğiniz yaz geldi cin gibi oldum. :)

Yaz tüm hızıyla geçen hafta itibari ile hayatımıza girdi. Geçen hafta pazar günü ilk kez denize girdik girerken biraz ürperdim fakat normal daha nisan ayındaydık. Suyun sıcaklığı Haziran Temmuz ayında Marmara da denize girenler bilirler işte tam o ısıdaydı. Çarşamba günü 1 Mayıs İşçi Bayramı nedeni ile eşim ve okul tatildi. Tekrar denizin yolunu tuttuk. Bu sefer su daha da ısınmıştı. Fakat kesin kararımı verdim. Temmuz Ağustosta da su bu sıcaklıkta olsa tatından yenmez fakat malesef suyun hamam olmasına çok az kaldı.

Yazmadığım dönem içerisinde aslında bayada hareketli günler geçirdik. Annem ve babam Mersin'e bizi ziyarete geldilerki bence bu yuzyılın olayı idi. Babamın ucak korkusu ve fazla kilolarını gözününe aldığımızda büyük aşamaydı :) Çok sevindik çok mutlu olduk. Onlarda buraları beğendiler. Umarım kardeşimi peşime takıp getirdiğim gibi onlarıda bu güzel huzurlu hayata çekip getirebilirim.

Onları uğurladıktan sonra bizde gezenti ailesi olarak kendimizi yine vurduk yollara :) Az gittik uz gittik şaka bir tarafa Urfa Antep gezisi yaptık bu sefer Buse için ben ve Emre'nin binlerce kez gördüğü yerleri birde kızımıza gösterdik. Aynı zaman da da çok sevdiğimiz ve Urfa da yaşayan Abimiz ve Ablamızıda ziyaret etmiş onlarla güzel vakit geçirmiş olduk.

Laf aramızda sanırım çok kilo aldık :) Ahh ahh İmam Çağdaştaki o Alinaziği unutamıyorum. Tatı damağımda kaldı derlerya işte öyle :) Gaziantebe de selamlar bir gün Buse olmadan gidip çarşıların altını üstüne getiricem en çokta mutfak müzesini merak ediyorum. Günlerden Pazartesi olduğu için  tüm müzeler kapalıydı. Çok üzüldüm. Ama üzüntüm kısa sürdü Tekrar gidicez :) Bekle beni müzeler bekle beni yine yeniden Alinazik :) Neyse haksızlıkta etmeyeyin şimdi başka bir yazının konusu olabilecek kadat uzun anlatılabilecek Hayvanat bahçesi ayrıca Turkcell'in sponsor olup yaptırdığı ve bence gerçekten çok faydalı bir eser olmuş Bilim ve gezenevi gerçekten muhteşem. Gezegen evi saatini tututamadık fakat bilim evinde Buse kendini kaybetti. Bizim çocukken sadece kitaplardan okuduğumuz fakat hiç bir zaman okulda yapamadığımız deneyleri orada yapmışlar ve çocukların denemesi için yönergeler ve düzenekler koymuşlar bence her çocuk eğer Fen e de ilgisi varsa mutlaka görmeli.


Urfa Balıklı göl bu resimi telefonla çektiğimize ben inanmadım.



Urfa ya gitmişken uzun zaman dır almak istediğim Mardin işi toprak güvecimi de aldım. Birde saç kavurma yapabilmek için güzel bir saç. Tabi ben bunları alırken Urfa da ki dostlarımız bana manalı manalı bakıp sen bizden çok buralı olmuşsun bizim evde bile bu kap kaçak yok dediler. Bende birkez daha önceki hayatımda kesin bu yöreye aittim diye düşündüm durdum :)


Memleketin her yeri güzel. Fakat yaşayacaksan küçük yerde yaşayacaksın anladım buraya taşındıktan sonra burada hayatı sen yönetiyorsun fakat İstanbul da hayat seni yönetiyor.


Sevgiler

Alev

8 Nisan 2013 Pazartesi

Kısa Bir Hikaye


Güzel bir sahil kasabası deniz günbatımı ve iki insan aşık sevgidolu bir okadar karışık dost olmayı becerebilmiş iki insan. Herşeyden herkesten uzakta sadece onlara ait olan bir dünyada birbirlerinin mutluluğu için savasan iki insan.

Bir çok paylaşım, geçmiş gelecek haz sevinç, üzüntü, tutku, sıkıntı, hayatın tüm gerçekleri ve herşeye rağmen birbirine sahip olmaya çalışan iki insan....

Belki hayatlarında, akıllarının ucundan geçmeyen bir hikayenin iki kahramanı..


Başbaşalar, yalnızlar ve her istediklerini gerçekleştirebileceklerini bilerek oradan oraya savruluyorlar.

Bir yemek masası kahramanlar karşılıklı ikiside aslında biraz hüzünlü biraz buruk biraz yaralı aynı zamanda göz göze olmaktan mutlu saniyeleri paylaşmanın tadını çıkarmaya çalışıyorlar.. Çünkü birbirlerine hep eksikler eksikliklerini tamamlamak için saniyeleri sayıyorlar tam olmak bir bütün olabilmek için..

Dışarıdan bakıyorum bir masa iki insan gözleri kenetli sevgi dolu sıcak. Çocuk; güzel ,derin ve anlamlı bakışlarıyla bakarken kız karşısında eriyor. Kız çok mutlu gözleri parlıyor o anın hiç bitmesini istemedikleri her hallerinden belli...

Hafif bir pişmanlıkta var hareketlerınde hallerinde sebebi daha önce karşılaşamamış olmak belkide geç karşılaşmış olmak. Çünkü dışarıdan bu kadar masum ve güzel aşk yaşayan iki genç insanın aslında hiç de göründüğü gibi olmaması arkalarında bıraktıkları insanlar olması, genel kurallara göre yanlış ama birbirleri için doğru gibi görünen bir yolda yürüyen iki insan olmaları...

İçlerinde belki bu aşkı doya doya yaşayamamanın verdiği bir sıkıntı sevgilerini tüm dünyaya ilan edemedikleri için herşeyi içlerinde yaşayıp bitirmeleri gerektiği düşüncesi...

Masumlar belki yanlış zamanlarda yanlış yerlerdeydiler belki de doğru zamanda doğru yerdeler.

Dalga sesleri uzakta yanan ışıklar konuşmalarını bazen kesiyor ve onları uzaklara alıp götürüyor; gördüğüm manzara muhteşem deli gibi aşık iki insan dalgalar ışıklar ve yıldızlar imrendirecek kadar güzel..... kim böyle bir şeyi yaşamak istemezki....

Gülüyorlar ara ara böyle bir gülmek görülmemiştir bir birlerine bakarken gözlerinin içi gülüyor...

Mutluluğu, duyguları yaşayabilecekleri, kendilerine ait mekanlarındalar artık. Çocuk çok romantik kızı dışarı sürükleyip yıldızların altında sevgisini ölümsüzleştirme isteği içinde kız çocukla heryerde ölümsüz  herşey yanıyor dünya yanıyor şahidi gökyüzünde parıldayan binlerce yıldız...


Paylaştıkça artıyor istekleri özlemleri gözleri hiç birşey  görmüyor birbirlerini yakıyorlar sarıyorlar yandıkça yanıyorlar....

Duygu yükünü hislerinin ağırlığını daha fazla taşıyamayıp kız kopuyor hüzünü, mutluluğu, ayrılığı sahip olmayı, sahip olamamayı güveni, gücü, sevgiyi bulduğu yerde duyguları daha da derinleşiyor göstermek istemeyerek belli etmeden iki damla akıyor gözlerinden kalbine. Ama beceremiyor saklamayı yakalanıyor çünkü çocuk ona hakim her hareketinden nefes alışından bile farkediyor herşeyi....

Aslında mutlular ama bir yandanda üzgünler  tamamiyle birbirlerinin olamamanın verdiği hüzün ve üzüntü. Karışıklar çocuk belki kendini suçluyor ; ben  sebep oluyorum onun gözyaşlarına; buruluyor  aynı şeyleri oda hissetmek istiyor belki belki hissedemediği için belkide hissettiği halde karşılık veremeyeceği onu engelleyen şeyler olduğu için suçluyor kendini. Sevdiğini üzdüğünü düşündüğü için oda üzülüyor. Ama kız onun yüzünden üzüldüğünü düşünmüyor. Yaşadığı duyguların yoğunluğuyla taşımakta zorlandığı yüklerin ağırlığıyla  yapıyor  belkide bunu yaptıklarını konuşmalarını degerlendiriyor. Belki yanlış değerlendiriyor belki bulunduğu durumu kabul edemiyor belki çaresizliğine akıtıyor gözyaşlarını belki sabah olduğunda yine bir kayıp yaşayacağını bildiği için akıtıyor gözyaşlarını. Aynı zamanda bir çok duyguyu birden yaşayıp taşıyor.

İlişkilerin de sürekli  kazanma ve sürekli  kayıp var. Her buluşmaları şölen her ayrılışları tükeniş.... Ama çok güzeller herşeye rağmen gönülleri güzel gözleri güzel paylaştıkları güzel .....


Beklentileri çok küçük aslında hayattan hayat onlara güzel yüzünü gösterecek mi? bilinmez hayatı tekrar deneyecekler mi? oda bilinmez.

Her hikayenin sonunun mutlu bitmesi gerekiyor böyle güzel bir hikaye ise daha da güzel bitmesi gerekiyor ama suan bu hikaye bitmeyecek farklı mekanlarla farklı duygularla hikaye yazılmaya devam edilecek.....
 

Sevgiler

Alev

2 Nisan 2013 Salı

Sinema&Kitap

Merhaba
Son zamanlarda bir çok film izledim. Ödüllü ödülsüz fakat izlediğiniz her filmide beğenmiyorsunuz ne yazık ki.

Dün akşam izlediğimiz bir filmi tavsiye etmek istiyorum.

Medyum
Oyuncular : Robert De Niro, Cillian Murphy, Sigaurney Weaver

Filmin konusu bir profesor ve asistanının psişik olayların kandırmaca üzerine kurulu olduklarını kanıtlamak için yaptıkları çalışmalara odaklanıyor.

Film i izlemeye ilk başladığımızda hadi be nasıl bir film almışız hiçde tarzımız değil konusuna bakmadık mı gerilim mi bu falan diye eşimle konuştuk sonra bir şans verelim dedik. İyi kide vermişiz. Konunun ilk başlangıçla alakası yok :) Sizde bizim gibi aldanıp izlemeden bırakmayın. Sonu benim hayal ettiğim gibi bitmedi fakat yinede değişik bir hikayeydi.


Şuan okumakta olduğumuz bir kaç kitaptan da bahsetmek istiyorum. Sağ olsun sevgili eşim beğeneceğimi tahmin ettiği kitapları idefix den sipariş vermiş. Bir koli kitap geldi.

Hemen başladım okumaya elimdeki kitapları bırakarak. Bu aralar biraz fazla maymun iştahlıyım. Başlıyorum fakat bitiremiyorum kitapları sonunda karar verdim sorun bende değil kitapların konularındaymış meğer se canım psikolojik kitaplar okumak istiyorumuş.

Şuan tavsiye edeceğim kitap Bir Psikiyatristin Gizli Defteri yazarı Gary Small- ve Gigi Vorgan. Yazarlar gerçekten psikiyatris ve vakalarını kendilerinide eleştirir bir şekilde kaleme almışlar. Psikolojik kitap sevenlere duyurulur.

İkinci kitap ise yine koliden çıkan ve şuan eşimin okuduğu hatta sadece okumak demiyelim okurken gülme krizilerine girdiği Benim de Söyleşeyeceklerim var ( İki) adlı kitap yazarı Umut Sarıkaya. Kendisini uykusuz dergisinden hatırlayabilirsiniz. Eşim okurken gülme krizine girince bir de sesli oku diyerek bende aynı gülücükleri paylaşıyorum. Fakat kendimde okuyacağım. Yazım dili basit basit şeylerle dalga geçilmiş fakat espiriler güzel :) Akşamları yatmadan okunmasını tavsiye ederim uykuya gülerek dalıyor ve güzel rüyalar görüyorsunuz :)

Aldığımız diğer kitapları da daha sonra kritik edeceğim. Sabırsızlanıyorum diğerlerine başlamak için.

Sevgiyle kalın

Alev




Koku


Merhaba

Baharın gelmesiyle birlikte bir çok koku yayıldı ortalığa. Tabi bu kokular bazen her insanın hissedebileceği kokular olmuyor. Ben hayatımı değiştirmemle beraber tatları kokuları görüntüleri çok daha iyi alır oldum sanki öyle hissediyorum. Hatta bazen hislerimin bile değiştiğini görebiliyorum ve seviniyorum.

Malum Mersin turunç kokuları ile bezendi. Haftasonu Mersin den Tarsusa gidene kadar otoyolda camlarımız açıktı. Özellikle otoyol dedim çünkü alışılmışın aksine otoyol egzoz değil mis gibi turunç kokuyordu. İşin komik tarafı akşam dönüşte yine camlarımızı açtığımızda bu sefer şehir turunç artı kebab kokuyordu. :) Bu memlekete özgü kokular bunlar bunları çoğu yerde hissetmeniz mümkün değil. Eşimle yolda göz göze geldik ve gülmeye başladık. Turunç üzerine kebab kokusunu alınca.

Malesef evinmizin bahçesinde turunç yok. Büyük bir hata yapıp bahçeyi bu ağaçtan mahrum bırakmışlar. Oysa şimdi balkonda oturununca mis gibi deniz kokusuna birde turunç kokusu eklenirdi ki keyif üzerine keyif olurdu.

Hava sıcak buralarda ama kasvetli basık. Çöl tozu denilen bir durum var buralarda Mardin ve Urfayı daha çok etkiliyor ama hava dalgaları ile buralara kadar geliyor. Yağmur yağmasından korkuyorum çünkü her yer sarı turuncu olacak yağmurla birlikte fakat tabiki çıkacak olan toprak kokusu herşeye değer.

Buralara geldiğimden beri yaşadığımı hiseder oldum. Bir yandan da ne kadar geç kaldığımı anladım keşke buralarda doğsaymısımda bu güzel tabiatı insan eliyle bozulmadan önce de görebilseymişim. Tek tesellim hala gencim ve hayalimdeki doğal güzellikleri yapabilecek gücüm var. Tek ihtiyacım olan bir bahçe ve kendi ellerimle dikebileceğim turunç ağaçları. Şu an kısıtlı imkanlarla da güzel yaşanır diyerek balkonuma limon yada bulabilirsem turunç ağacı dikme hedefim var. Baharda bu mis kokuları evimin içine doldurabileyim diye.

Biraz önce bu yazıyı yazma ilhamı aldığım konu ise belkide size gülünç gelecek. Biraz önce Semizotu yemeği pişirdim. Kimi yörelerde pirpirim diye de geçer. Bahar gibi kokan başka bir sebze bence. Yemek piştikten sonra mutfağımı saran koku bunu yazmalısın dedi. Bu senin hayatında ilk defa pişirdiğin semizotu yemeği değil. Fakat belkide ilk defa kokusunu aldığımda beni gülümsetip yaşadığıma sükrettiren içimde bahar kıpırtılarına sebep olan bir yemek oldu.

Kokular bana çok şey anlatır. Zihnim aldığı kokuyu hemen bir olay ile  birleştirir ve ne zaman aynı kokuyu alsam o an o kişi yada o olay aklıma gelir. Sanırım çoğu insana oluyordur. Hemen o an a giderim. Bu kokuda bugün hafızama bir başka yerleşti. artık her pişirişte o an hissetiğim tazeliği güzelliği ve mutluluğu anımsıycam.

Hayatımın bu dönemimde yaşadığımı hisseder oldum dedim ya gerçektende kendimi çok saf ve temiz hissetmeye başladım. Geçen bir sohbette eşimede söyledim. Hayatımın en saf en net en temiz dönemini yaşıyorum diye. Hayatımda iş olmayınca görüşmek zorunda olduğum ama keyif almadığım insanlar  olmayınca entrika yok, dedikodu yok, hırs yok, sinir yok insan ister istemez saflaşıyor. Bu yazdıklarımı modern çalıma hayatında ve büyük şehirlerde yaşayıp ta benim hayatım asla yer almıyor diyemeyiz. İnsan istemesede içinde kötü duygular barındırıyor. Fakat şimdi hayat benim için öyle değil. İnsanlar yaşadığı ortamlara göre değişiyor bazen gelişiyor bazende geriliyormuş bunu anladım.


İlk defa bu baharla mutluluğu kokladım sanırım. Şimdiye kadar mutluluk tanımı yaparken gelip geçicidir bazen piyango gibi vurur derken aslında çok büyük bir yanılgıya düştüğümü farkettim. Hatta sanırım hayatımda ki çoğu olayı değerlendirirken yanılgılarım olmuş şimdi çok daha duru bir gözle görebiliyorum. Mutluluk insanın kendi üretebildiği birşey.

Eskiden aldığım kokuların bir anlamı yokken şuan aldığım her çiçek kokusu, her yemek kokusu beni mutlu ediyor ve şükretmeye sevkediyor. İstanbul dan ayrıldığımdan beri çok daha fazla şükreden bir insan oldum. Her sabah şükredecek bir sürü sebeple uyanıyor her akşam şükredecek bir çok konu buluyorum.


Sizlerede güzel kokulu mutluluk kokan günler dilerim.

Sevgiler

Alev







11 Mart 2013 Pazartesi

Boşnak Mantısı


Merhabalar

Perşembe akşama doğru bir sıkıldım bir sıkıldım. Dedim mutfağa gir sen, senin rahatlanam için yemek yapman lazım.

Evde şu aralar sürekli bir diyet yapmak az yemek un, tuz, şeker yememek sürekli bu konuşmalar dönüyor ve benim sinirlerim bozuldu. Yeni bir çok tarifimi yada aklıma gelen uydurma yemekleri denemek istiyorum. Fakat eşim son 8 ayda edindiği 6 kilodan çok şikayet ettiği için benim elimi bağlıyor. Yemek yapma deyip duruyor. Bende elinden çikolatası alınmış çocuklar gibi mutsuz oluyorum. :)

Velhasıl aman dedim gir mutfağa yap. Kimse yemezse ben yerim sonrada ertesi gün 2 saat koşu yaptım mı tamamdır gitti bütün kaloriler.

Boşnak mantısı yapmaya karar verdim. Ertesi akşamda Kayınvalide'me çaya gidecektik. Birde çilekli pasta yap çocuklar sever yerler dedim. Girdim mutfağa :)

Malzemeler
Hamuru için
3 su bardağı un
1 su bardagı su
tuz
Sıvı Yağ

İç harç
250 gr kıyma
2 soğan
karabiber
tuz

Öncelikle bir kaseye unu tuzu ve suyu koyarak yoğurmaya başlıyoruz. orta sertlikte bir hamur elde ediyoruz. bırakıyoruz biraz dinleniyor.

İç harcı hazırlıyoruz. kıymanın içine soğanı rendeliyoruz. Dilediğimiz kadar tuz karabiber. İçimiz hazır.

Hamurumu 8 ufak bezeye ayırdım.


Bezeler tek tek pasta tabağı büyüklüğünde açılır

Açılan bezelerin arasına sıvı yağ dökülerek üst üste dizilir.
 
Yağlanmış üstüste konulmuş hamurları elimize alıp çevire çevire büyütüyoruz

Elimizde açtığımız hamuru kareler halinde kesiğ mektup zarfı gibi kapatıp tepsiye yanyana diziyoruz.
 

 
200 derece ısınmış fırında üzerleri kızarana kadar pişiriyoruz.
Sonra tabaklara alıp sarmısaklı yoğurt dokebilirsiniz. Yada daha tepsiden çıkarmadan tepsinin üzrine yoğurt dokup yumuşamasını bekleyebilirsiniz. Tercih sizin.
 
 
 
 
Afiyet Olsun

 
Sevgiler
 
Alev