2 Ekim 2013 Çarşamba

Çikolatalı CheeseCake

Merhaba

Bu tarifi uzun zaman once denemiştim.  Fakat blog a eklememişim. İlk yaptığım zamanda aceleye gelmişti ve resim çekememiştim.

Haftasonunda eşimin iş arkadaşları ziyarete geleceklerdi ve kahvenin yanında güzel gider diye tekrar bu tarifi yapmaya koyuldum. Fakat yine süratten yapım aşaması resimleri yok. Hatta tamamının bile resimleri yok sadece son dilim. :)

Bu tarif 3 aşamadan oluşuyor
Malzemeler;

Tabanı için
2 Paket Eti Burçak
1/2 Paket Eti Kakaolu Biskuvi
75 gram Tereyağ

Tabanın Yapılışı: Biskuvileri rondo da çekerek un haline getiriyoruz. Bir sahan da tereyağını eritiyoruz. Biskuvileri ve tereyağını kelepçeli kek kalıbında iyice karşıtırıp, üzerini iyice düzleyip buzdolabında 30 dk bekletiyoruz.

Kek kalıbımız 26 cm.

Peynir Harcı

 4 Yumurta
400 gr Mascarpone Peyniri
200 ml ( 1 Paket) Krema ( Tikveşli marka tavsiyemdir)
1 Su  Bardağı Toz Şeker
1 Çorba Kaşığı vanilya ekstresi ( veya 1 paket vanillin)

Yapılışı : Yumurta ve şekeri iyice çırpıyoruz. Geri kalan tüm malzemeyide ekleyip çırpmaya devam ediyoruz. Burada en kritik şey kullandığınız kremanın sulu olmaması. Eğer kremanız sulu olur ise cheesecake iniz muhallebi kıcamında oluyor. Krema markası tavsiyem bu nedenle pınar  ve sek krema ile denedim sonuç felaket oldu :)

Hazırladığınız bu peynirli harcı dolaptan çıkardığınız tabanın üzerine bir süzgeç yardımı ile ekliyoruz. Sıvı malzeme olmasına ragmen süzgeçten geçirerek tabana eklemeniz önemli. Karışımı ekledikten sonra kabı tezgaha vurarak içerisinde hava kabarcığı kalmamasını sağlıyoruz. Isıtlımış 160 derecelik fırında  50 dk. pişiriyoruz. fırından çıktıktan sonra hafif jölemsi olabilir bu normal soğuyunca katılaşıyor. Panik yapmayın :)
Fırından çıkardıktan sonra oda sıcaklığında soğutuyoruz.


Çikolata Sos:

2 kare (80 gramlık) Bitter Çikolata
1 paket (200 gr) Krema

Krema ve çikolatayı cam kaba alıp benmari usulu eritiyoruz. Bu sosu cheesecake iyice soğuduktan sonra üzerine yayıyoruz. CheeseCake kimizi 1 gece dolapta bekletip ertesi gün servis yapıyoruz. Servis yapmadan önce kek kalıbından kolaylıkla çıkarabilirsiniz. Fakat yapım aşamasındayken tüm işlemleri kek kalıbı içinde  yapıyoruz.


Yapılması uzun gibi görünüyor fakat çok kolay ve çok lezzetli bir cheese cake.

Gelen misafirler baya bir sure yorum yapmadılar fakat hepsi tabakları bitirdi. En son bir kişi utana sıkıla yaw Mersin de böyle güzel cheesecake yapan neresi var. Ben hiç rastlamadım nereden aldınız dedi. Bunun üzerine BEN YAPTIM deyince ki şaşkınlık ve hayranlık tüm yorgunluğa değdi doğrusu.

Herkes çok beğendi. Hatta neden bir CheeseCake evi açmıyorsun diye soranlar da oldu.

İnternetteki çoğu tarif hep labne peyniri ile ve genelde evde yapılanlar dışarıdakilerle boy ölçüşemiyor. Verdiğim bu tarifte Labne yerine Mascarpone peyniri kullandım yabancı bir siteden görüp denedim. Ve sonuç mükemmeldi. Ki ben CheeseCake'i hiç sevmeyen biriyim.  Dışarıda asla yemem. Sizde misafirlerinizi bu tarifle şaşırta bilirsiniz.

Afiyet olsun

Sevgiler

Alev




Ayrılıklar da Aşka Dahil


Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili
Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMIZ
ATTİLA İLHAN

Bugün bir Atilla İlhan  şiiri ile  başlamak istedim.
 
Hepimiz hayatta çeşitli ayrılıklar yaşarız. Doğanın kanunu da diyebiliriz buna. Fakat neden mutlu ayrılık olmaz. Yada kural mıdır ayrılıkların hep zorlayıcı olması.
 
Ayrılıklar ister bir kişiden olsun isterse çok sevdiğimiz işimizden, hep bir zorlayıcılık hep bir çirkinleşme olur. Halbu  ki her ayrılık yeni bir başlagıçtır. Neden insan yeni bir başlangıç için mutlu olmak yerine ayrılıklar da yıpranır.
 
Buna herkes farklı bir cevap verebilir. İnsanlar mutsuz olmayı daha kolay seçerler. Her zaman kolay yolu seçtikleri için. Aslında önündeki yeni gelecek için mutlu olmak mutlu olacağı ile ilgili şartları düşünmek zor gelir insan. Seviyoruz sanırım zorlukları.
 
Tabi ayrılıklar da da iki rol vardır genelde. Biri terk eden bir terk edilen. Terk eden mutlu olacaktır fakat mutlu olabilmek için terk edilenin mutsuzluğunu da üstüne çekmeden gidemez.
 
Peki neden terk edilen hep sorun çıkarır?  Cevap basit kaybettiğini düşündüğü için. Fakat bununla ilgili kazanadıkları hiç aklına gelmez. Tabi kaybetme ile birlikte hırs hırsla birlikte de zarar verme dürtüleri ortaya çıkar organizmanın.
 
Tuhaf olan da şu dur ki bir insandan yada bir şirketten ayrılıyor olmak arasında hiç bir  farkın olmaması. Belkide şirketlerin  de içinde insanlar yaşadığı için bu olumsuz tutum ve çaba içine girerler.
 
Ayrılık sözleride hep aynıdır karşı tarafın. Seni çok seviyordum. Seninle çok mutluyduk. İyi çalışıyorduk. Senden çok memnundum. Neden? Neden böyle bir karar aldın ki? Peki madem böyle bir karar aldın öyle ise benim ( bizim) de bu kararı aldığın için senin hayatını zorlaştırmamız gerekiyor. Gerekirse çirkinleşmemiz gerekiyor. Mutlu ayrılık yoktur.....
 
Çirkinleşmek aslında hiç bir işe yaramaz. Sadece size küçültür. İnsani  yada kurumsal değerinizi düşürür.
 
Hem biz insanların hem de kurumların düştüğü hata. Hiç bir insan  bir  insan için yada bir kurum için vazgeçilmez değildir. Bunu düşünmek ve gidenin yerine her zaman daha iyisini koyabileceğimizi düşünmek gerekir. İnsanları zor zamanlarda tanırısınız diye boşuna söylenmemiş. Aslında insanların iyi mi yoksa kötümü olduğunu ayrılık zamanlarında anlarız çoğu zaman. Görmediğimiz yüzlerini de görürüz.
 
Her durumda insanlar da iyi ve olumlu izlenimler bırakmak çok önemlidir çünkü kimin ne zaman ne olacağını kimse bilemez.
 
Bu nedenle de hayata hep olumlu yakalaşmalı. Kaybetmelere değil kazanmalara odaklanmalı. Pozitif olduğumuz da hayatta hiç bir şeyi kaybetmeyeceğimizi yaşadığımız bir takım sorunların hayatın renkleri olduğu ve kesinlikle uzun sürmeyeceğini bilmek, hayatı daha kolay yaşamamızı ve hatta geç yaşlanmamıza yardımcı olacağını görebilmeliyiz.
 
Ekim ayına girdik. Bugün buralarda hava yağmurlu havanın bu anlattıklarımda etkisi varmı bilmiyorum :) Fakat hayatım da yada çevremdeki insanların hayatında görüp gözlemlediğim şeyleri belki farklı bakış açıları ile görebiliriz diye yazmak istedim.
 
Mutlu yeni başlangıçlar......
 
Sevgiler
Alev
 
 
 

 

16 Eylül 2013 Pazartesi

Penne Ala Votka



Merhaba

Haftasonları bizim kendimizi ödüllendirdiğimiz günlerden haftasonu dışındaki 5 gün ödül mödül yok. Sebze salata gayet light bir hayat sürüyoruz malum kilo alma korkusu :)

Cuma akşamı Home Tv de tarifleri izlerken bir makarna tarifine takıldım. Dedim mutlaka denemeliyim. Yabancı mutfaklar bazen bizim damak tadımıza gore olmuyor fakat aralarda super lezzetlerde çıkıyor.

Dünde bu tarifi hemen yapmaya karar verdim. Malzeme eksiklerimi alarak.

Penne Ala Votka

Malzemeler

6 adet iri domates çok su vermeyenlerden
1 ortaboy soğan
6 adet sarmısak ( isteseniz azaltabilir yada arttırabilirsiniz)
200 gr mascarpone peyniri
200 gr mozzarella
50 gr parmesan
1-3 dal taze fesleğe
1/2 çay bardağı votka
1 çorba kaşığı tereyağ
1 çorba kaşığı sıvıyağ
( yağ dengesini damak tadına gore ayarlaya bilirsiniz
500 gr ( 1 kutu) Barılla Penne Makarna ( Kalem diyede geçiyor) ( Barilla yada Pastavilla marka makarnaları tek geçerim.)
yarım çay bardağı su ( yada tavuk suyu)

Yapılışı

Önce domatesleri ortadan 2 ye bölüp fırın ızgarasına dizerek 200 derece ısıda 40 dk pişiriyoruz. ( sure uzun gelebilir domateslerinizin olgunluğuna bağlı sureyi kısaltabilirsiniz) Domateslerin üzerine fırına vermeden once biraz zeytinyağı tuz ve karabiber gezdirin.

Diğer tarafta soğan ve sarmısakları bir tencerede pembeleşinceye kadar kavuruyoruz.Üzerine votka yı ekleyip çektiriyoruz 5-10 dakika da çekiyor. Sonra üzerine suyu ekliyoruz yine biraz çekmesi için bekliyoruz. Bu arada domateslerimiz fırından çıkıyor.  Dilerseniz kabuklarını soyun dilerseniz kabuklu  olarak tencerenin içine alıyoruz. Ardından maskarpon peynirini ekliyoruz. Fesleğenleri kopararak ekliyoruz. Tuz karabiber ekledikten sonar blendar ile çekiyoruz tüm malzemeyi. Çektikten sonra biraz daha kaynatıyoruz bir iki taşım ama çok değil.

Bu arada bir tencere de makarnalarınız haslamayı unutmayın :)

En son sos ve makarnayı bir fırın kabında harmanlayın. Üzerine mozorella ve permasan peynirlerini serpin. 200 derece fırında üzeri kızarana kadar 10-15 dak pişirin..

Afiyet olsunnn.

Tadı super oldu. zaten domates sarmısak fesleğen üçlemesinin lezzetli olmadığı bir yemek daha görmedim. :)

İçinde votka var diye aldırmayın. Yoğun yada keskin bir tat vermiyor. Ben en çok ondan çekinmiştim. :)


Sevgiler

Alev





5 Eylül 2013 Perşembe

Yaz Rehaveti



Merhaba

Yaz ayı geldi geciyor. Benim üzerimden yaz rehaveti gidemedi bir türlü yazılacak bir sürü yazım var. Geziler var anlatmak istediğim ama bir türlü kafamı toparlayıp da yazamadım.

Okulların açılmasını bekliyorum sanırım. Mersin de ki güzel sonbaharı. Akşamları hava serinlemeye başladı. Yanlış anlaşılmasın sadece akşamları 30 derecenin altına düşüyor bir iki derece biz buna serinleme diyoruz :) Fakat bir sır verebilirim. Yazı çok sevmeme ragmen yağmuru ve üşümeyi birde çorbayı özledim. :)

Gecen gün düşünürken son 1 yılımı değerlendirdim. Tam bir dinlenme alışma ve rehabilitasyon olmuş benim için. Sonra da bir korkuya kapıldım anlamsiz acaba 1 senem boşa mı geçti. Yapmak istediklerimin ne kadarını yapabildim diye. Tembelleştiğimden korktum. Fakat sonra öyle olmadığını anladım. İhtiyacım varmış soluklanmaya.

Buraya geldiğimde buradaki insanların yavaş hayatları bana çok garip gelmişti. Fakat bende ayak uydurdum sanırım bu yavaşlığa.

Ekim ayı ile birlikte yeniliklere yelken acıyorum. Uzun zamandır hayalini kurup yapamadığım bir şeyi yapıcam. İnsan çok isterse oluyormuş bunu birkez daha gördüm. Psikoloji üzerine yüksek lisans yapmaya başlayacağım. Çok heyecanlıyım. Psikolojinin derinliklerinde neler neler öğrenicem merak içindeyim. Ayrıca hem cevreme hemde kendime faydam dokunur belki. Çözmek istediğim anlamak istediğim çok konu olduğunu olduğunu fark ettim. Bunların neden ve sonuçlarını da bulmayı planlıyorum. Terapi seasları :) Kendi çabalarımla öğrendiğim bir çok konu olmuş. Bunlarıda üniversiteki mulakatta farkettim. Mulakatı yapan profesörle konuşurken aynı dilden konuşabildiğimizi görmek konuya aslında çokta yabancı olmadığım izlenimi bıraktı bende tabi Profesörde şaşırmadı değil. Mülakatı geçmem kolay oldu. :)

Ayrıca birde becerebilirsem İnsan kaynakları yönetimi üzerine 2. üniversiteyi okumayı düşünüyorum. 1 yıl boş geçti diye kendime çok mu yükleniyorum bilemedim. :)

Buse bu sene 3. sınıf oluyor. bir telaşta bu dersler zorlaşacak ve biz ne yapıcaz merak ediyorum. Ödev konusu hala bir muamma ve biz aile olarak Sabah 8 akşam 5 okulda olan öğrencilere ödev verilmesine karşıyız. Direnanne bu seneki rolum olacak sanırım.


Haftasonun da yeni bir koy keşfettik. Mersin de Akkum bölgesine yakın. Hem suyu çok sıcak değil di hem derindi ve kayalıkları olması nedeniylede  gözlüklerimizle bir kaç çeşit balık görme zevkine eristik. Buse bayıldı. Denizaltını keşfetmenin keyfi ile sudan hiç çıkmak istemedi. Denizden çıktıktan sonar da kimi görse  anlattı. Çizgili,sarı,makas kuyruklu balıkları.

Çocukların dünyası bizimkilerden çok farklı ve çok daha renkli. Amacım büyüdüğünde dahi bu rengi ve bu bakış açısını kaybetmemesi olacak.

Yaz tatili olması ve sitemizde yaşıtı çocuklar olması nedeni ile Buse yi daha iyi gözlemleyebildiğimi ve digger çocuklardan farklılıkları olduğunu görmekde ayrı bir zevk. Bazen kendim ile gurur duyuyorum. Diğerlerinden farklı bir fert yetiştirebildiğim için.


Eylül bitmeden yapılacak çok işim var aslında henuz konserve işine başlayamadım. Şu okul hengamesini  atlattıktan sonra başlayacağım inşallah.

Şimdilik olan biten bu kadar.

Sevgiler

Alev




23 Ağustos 2013 Cuma

CEHENNEM



Merhaba

Bu yaz şimdiye kadar  okuya bildiğim kitaplar

1- Ayşe Kulin - Dönüş
2- Zülfü Livaneli - Kardeşimin Hikayesi
3- Dostoyevski - Suç ve Ceza
4- CEHENNEM - Dan Brown



Bu kitaplardan en çok beğendiğim Cehennem oldu. Soluksuz okunan  bir kitap ayrıca çokta öğretici. Sanat tarihine ilgisi olanlar, İtalya ya ilgisi olanlar, macera severler, kusursuz kurgulanmış bir kitap isteyenler için müthiş bir kitap diye bilirim. Okurken hem çok şey öğrendim hemde çok keyif aldım. Şiddetle tavsiye ederim.

Diğer kitaplara gelince Dönüş Bora'nın Kitabı serisinin devamı bu kitabıda hızlı okudum. Fakat ben Ayşe Kulin kitaplarını zaten hızlı okurum. Dili akışkan olduğu için.

Kardeşimin Hikayesi ni okurken oldukça sıkıldım. Fakat sonuna biraz şaşırdım. Yine de çok tavsiye edemeyeceğim :(

Suç ve Ceza herkesin bildiği gibi iyi bir klasik. Ben biraz psikolojisine dikkat ederek okudum.Eğer sabun köpüğü kitaplardan hoşlanıyorsanız sıkıcı gelebilir. Fakat bence farklı yaş aralıklarıyla tekrar tekrar okunması gereken bir kitap her yaşınızda farklı bir sonuç çıkarabilirsiniz.

Sırada okuyacağım bir dolu kitap var.

Bana kolay gelsin

Sevgiler

Alev

20 Ağustos 2013 Salı

HaşHaşlı Çörek

Merhaba

Bu sefer ara biraz fazla oldu. Malum yaz mevsimi gezmeler tozmalar bitmiyor. Gezi yazılarımı daha sonar yazacağım sırayla fakat öncesinde geçen gün denediğim ve kendisi muhteşem olan bir tarif vermek istiyorum.

İstanbul a giderken geçen sefer Ankara üzerinden değil de Afyon üzerinden gittik. Afyon a gitmişkende Haşhaş ezmesi almadan geçmeyeyim dedim.

Geçen hafta itibariyle evimizle ve ben özellikle mutfağımla hasret gidermeye başladım. Mutfağa girip yeni şeyler deneme zamanı. :)

Haşhaşlı Çörek

Malzemeler

1 Büyük Çay Bardağı Ilık Su
1 Büyük Çay Bardağı Ilık Süt
Yarım Çay Bardağından az Sıvı Yağ
1Yemek Kaşığı Şeker
1 Çay Kaşığı Tuz
1 Paket İnstant Maya
Aldığı kadar Un ( ben 3 su bardağı ile yoğurmaya başladım sonar üzerine hamur yumuşak bir hal alıncaya kadar ekleme yaptım. Hamur fırınlarda satılan ekmek hamuru kıvamında oluyor.)

3 Yemek Kaşığı Ezilmiş Hashaş ( ben kavanozda ezilmiş yağlanmış hazırlanmış haşhaş kullandım.)
Yarım çay bardağı sıvı yağ


Yapılışı

Hamur malzemelerini karıştırıp yumuşak bir hamur elde ediyoruz. 10 dk kadar kenarda bekletiyoruz.

Hamuru 3 Parçaya bölüyoruz. Sonra bu parçaları elimizi hafif yağlayarak masanın üzerinde açıyoruz. çok ince olmak zorunda değil açtığınız hamur.

Açtığınız hamurun üzerine yağ ile seyreltilmiş haşhaş ezmesini sürüyoruz ve hamuru rulo yaparak katlıyoruz. rulo halıne getirilmiş hamuru 3 parmak genişliğinde kesip yağlanmış tepsiye dik olarak diziyoruz. Kalan digger parçalarada aynı işi uyguluyoruz.  Önerim geniş bir kaba dizmeniz. Çünkü  hamuru 30 dk mayalanması için bıraktığınızda kabarıyor. Kullanacağınız tepside mayalanmaya yetecek kadar boş alan kalması önemli.

200 derece lik fırında 20-25 dk pişiriyoruz.

Çıkınca yumuşacık çörekleriniz olacak. Ertesi gün daha da yumuşuyorlar.

Afiyet olsun.

Sevgiler

Alev



5 Haziran 2013 Çarşamba

Doğa Aşıkları İçin COMO



Merhaba


Como şehri o şaheser gölünden alıyor bu ismi. Milano dan yaklaşık 1 saatlik bir yolculuk ile ulaşıyorsunuz. Bu cennetten bir köşe olan şahane şehire.

Aylardan Nisan, Alpler tüm heybeti  ve karlı zirveleriyle sizi muhteşem göz ziyafetine davet ediyor.

Coma ‘ya girer girmez etrafa bakmaya doyamıyoruz fakat vakit hayli ilerlemiş,yorgunuz ve karnımız aç. Kalacağımız pansiyonu aramaya koyuluyoruz. Pansiyonu bulduğumuz da hayranlığımız biraz daha artıyor. Küçük, şirin, ağaçlıklar içinde kenarından deresi akan tertemiz bir yer doğa ile iç içeyiz. Yolculuğa çıkmadan önce internet üzerinden kalacak yer ayırtabilirsiniz. Ufak olmasına rağmen çok temiz ve nezih pansiyonlar bulmak mümkün.

Elimizde haritamız başlıyoruz çalışmaya. Bizim turumuz iki kişilik rehberde tur operatorüde biziz. Hiç bilmediğimiz bir yeri keşfetmenin tadı doyumsuz. Ertesi sabah erken kalkıp heryeri gezmeli bu güzel doğa harikasını içimize sindirmeliyiz.

Mevsim nedeni ile sabah bizi kuvvetli bir yağmur karşılıyor.Fakat hazırız eminizki bu şehrin yağmuru bile bir başka. Yağmura rağmen atlıyoruz havaalanından kiraladığımız arabamıza haritamiz elimizde başlıyoruz tura.

Gölün kenarında bir sağa bir sola bakınıp dururken gölün üzerinde bir ada karşılıyor bizi. Yüksek ve yemyeşil heybetli ağaçları ile Isola Comacina.  Şiddetli yağan yağmura rağmen bir elimizde şemsiye bir elimizde fotograf makinası basıyoruz denklanşöre çok güzel kareler var elimizde. Adaya ulaşım teknelerle sağlanıyor. Fakat biz kıyıdan izlemekle yetinip yeni yerleri keşife çıkıyoruz.

Bu bölge villa larıyla ve botanik bahçeleri ile ünlü güzergahımız Tremezzo bölgesindeki Villa Carlotta. Bu arada Tremezzo dan yarım saatte bir göl üzerinde feribotlar sefer yapıyorlar sizi karşı kıyıdaki kasabalara götürüyorlar. Fakat biz gölün çevresini arabayla gezmeyi tercih ettik. Hiç bir güzelliği kaçırmak istemiyoruz.

Villa Carlotta ya geldiğimizde yağmur duruyor. Mis gibi toprak kokusu sarıyor her yanımızı. Önce villayımı bahçeyimi gezsek diye tereddütte kalıyoruz. Görsel ziyafeti sona bırakma kararı alarak binanın içini gezmeye başlıyoruz. Binanın içi çok zevkli döşenmiş.  Her yer mermer ve naif işlenmiş eşyalarla bezenmiş. Camlardan görünen manzaraya bakmaya doyamıyoruz. Tüm ihtişamı ile Alp’ler ve Como Gölü ayaklarımızın altında.

Villa nın içini bitirdikten sonra sizi içine çeken, karşı koyamayacağınız bir bitki örtüsü karşılıyor sizi burası bir botanik bahçe.

Güneş açıyor. Çiçeklerin renkleri berrak daha bir temiz renk uyumu inanılmaz. Pembeler, morlar, kırmızılar, yeşile ve maviye ne kadarda yakışıyor. Kuş cıvıltıları arasında her çiçeğin ağacın resmini çekerek ilerliyoruz. Bahçedeki süs havuzunda kurbağalar var irili ufaklı bakmadan geçilmez. Kurbağalara da selam verdikten sonra hayranlık ve imrenme duygusuyla uğurluyor bizi Villa Carlotta.

Tremezzo dan ayrılıp Bellagio ya doğru yola koyulma zamanı. Yol üzerinde güzel bahçeli,mimarileri şahane binalar bahçeler ufak şelaleler eşlik ediyor eşim ile bana.

Bu bölge kesinlikle ilkbahar da gezilmeli her yer taze tüm doğa görsel bir şölen sunuyor.

Bellagio’ya vardığımız da yemek molası veriyoruz. Göl kenarında yüzen kazlar eşliğinde nefis makarnalarımızı yiyip dinlendik. Dikkatimizi çeken başka bir konu her yerin tertemiz olması. Doğa temiz, toprak temizi, su temiz. Doğal olarak da yiyecekler sebze ve meyveler çok lezzetli. Como da yediğimiz domatesin tadı çocukluğumuzda yediğimiz domates tadında idi. Çevreyi temiz tutup sağlıklı kalıyorlar anlaşılan.

Şimdi; gitmeden önce hayatımızın dönüm noktası olacağını bilmediğim ve çok büyük bir mutluluk yaşadığım Villa Melzi’ye doğru yoldayız.

Villa Melzi arazi olarak Villa Carlotta dan çok daha büyük bir villa bu binalarda zamanında bir ailenin yaşadığına inanmak istemiyor insan. Burayı gezmek yaklaşık 2 saatinizi alacaktır. Villanın bahçesi botanik park ve milyonlarca bitkiye rengarenk çiçeklere ev sahipliği yapıyor. Bahçedeki binalar beyaz ve manzara ile bir uyum içinde. Mermer heykeller ve bahçenin göl kıyısına doğru eski tip bir kadırga tablo gibi duruyor karşımızda.

Villa Melzi’nin içerisinde bir de aile chapel’i yer alıyor. Ufak fakat görkemli bir mekan diğer binalarda olduğu gibi burasıda mermer. Chapel den çıktıktan sonra bahçenin diğer tarafından gezmeye devam ederken karşımıza şahane bir kamelya çıktı. Renk renk begonvillerle süslü kamelya ; burada dur ve soluklan diyor sanki.  Bu kamelyanın bizim için farklı bir anlamı var. Ben hayran hayran kendimi kaybetmiş çiçeklere bakarken sevgili eşim beni kamelyanın altına çağırıyor ve hiç beklemediğim bir anda ‘Hayatlarımızı birleştirmeye ne dersin?’ diyor ve bu kamelyada buna şahit oluyor. Ortamın ve teklifin güzelliği ile sarhoş olan benim dilim tutuluyor sanki ve sadece  EVET diye biliyorum. Böyle bir teklif için buradan daha uygun bir yer olamaz sanıyorum. Özellikle bekar çiftlere şiddetle tavsiye ederim bu büyülü ve romantik ortamı.

Bu tatlı şaşkınlığım geçtikten sonra yola devam ediyoruz. Bellagio’nun içini gezip otelimize gitmeyi hedefliyoruz ki baya bir yorulduk.

 
 
Bellagio çok şirin bir yer ve yolda başka bir güzellik karşılıyor bizi. Kendi halinde çağlayan ufak bir şelale. Bir ufak mola da burada verip fotograf çektikten sonra yolumuza devam diyor ve akdaşama doğru Como nun merkezine ulaşıyoruz.

Burada irili ufaklı birçok restaurant ve cafe mevcut. Akşam yemeği için pizza tercih etmenizi öneririm. Kırmızı şaraplarıda gayet lezzetli.

Günümüz burada noktalanıyor. Ertesi gün Milano ya gitmek üzere şirin pansiyonumuzda uykuya dalıyoruz.

Bu gezi için 3 gün yeterli çevrede çok güzel botanik parklar ve villalar mevcut. Como ‘nun gündüzleri çok renkli. Fotograf makinalarımızın gözlerimiz kadar iyi görüntü alamamasına hayıflanarak Como’ya veda ediyoruz.

Başka bir baharda mutlaka tekrar buluşmak üzere.....
 
Sevgiler
 
Alev